Karşımda hüzünlü gözlerle bana bakıyordu.
“Hani kızgın yağ elinize sıçrar da eliniz yanar, canınız acır ya Bilgen Hanım, kalbimin acısının yanında o acı ne ki” dedi.
“Madem seviyorsun, madem bu kadar kalbin acıyor, o zaman neden ayrıldın?” dedim.
Bilirim ki en zorudur severken ayrılmak.
Kendi doğruların vardır ve doğruların için tırnaktan eti koparırsın. Başın diktir ama kalbin bin parça. Seni sen yapan değerleri yitirdiğin gün ölürsün asıl ama bu ölümden de beterdir. Çünkü ölmezsin, ölemezsin.
Tek istediğin birilerinin seni uyuşturması ve bu acı bittiğinde yeniden ayıltmasıdır.
Ama kimse seni uyuşturamaz. Dimdik ayakta durman gerekir. Sabahları uyanmalı, günlük işlerini yapmalı, işe gitmeli, eşine dostuna vakit ayırmalı ve akşam olduğunda yeniden uyumalısın.
Tezgâhın üzerinde onun için aldığın kahvenin kutusunu görürsün ya da kullandığı havluyu. Birden ellin ayağın boşalır. Elin telefona gider, “yok ben sensiz yaşayamayacağım” demek istersin; arayamazsın. İçin acır. Gözyaşlarına hakim olamazsın. Yastığının altında hâlâ t-shirtü duruyordur ve sen hâlâ o t-shirte sarılarak uyuyorsundur. Gözyaşların t-shirtü ıslatır. “Sen doğru olanı yaptın” der beynin kalbine. “Zaten seni seviyorsa, doğrularına değer verecektir. Kendine olan saygını kaybetmeni o da istemeyecektir ve eğer seni gerçekten seviyorsa bir gün çıkacaktır karşına. Elini uzatacaktır sana ve bir daha hiç bırakmayacaksındır o eli.”
Ama çok için acır be kardeşim, çok için acır.
Diyemedim tabi ki. Yılların bana öğrettiği ve benim de sonuna kadar inandığım cümleyi söyledim;
“Eğer kısmetin oysa Şam’da bile olsa kavuşursunuz, ama zaten kısmetin değilse zincirlerle bağlansanız bile ayrılırsınız. Allah hayırlı olanı versin, doğru yoldan ayırmasın”
Bilgen,pamukprenses
20 Ağustos 2009 Perşembe
17 Ağustos 2009 Pazartesi
17
Bugün Mete Amca geldi.
Onu en son gördüğümde, İzmit’te lapa lapa kar yağıyrdu. Kaldırımlar, şehir içinden geçen tren yolu, evlerin çatıları, ağaçların dalları bembeyazdı.
Sırtımda temiz çamaşırlarımın olduğu sırt çantam, başımda berem, ellerimde gri eldivenlerim, üzerinde tüm üniversite hayatımı birlikte geçirdiğim o zamanın modası olan panço bir kaban ve ayaklarımda CAT botlar. Yolculuk İstanbul’a. Yaş 17.
Mete Amca, İzmit Tren Garı’nın müdürü idi. Tam garın ortasında kocaman bir odası vardı. Odasının yerleri ağaç kaplıydı. Odanın ortasında demir bir soba dururdu ve o soba odaya girer girmez insanın içini ısıtırdı. Devlet Malzeme Ofisinden alınmış demir kocaman bir masası, masansın arkasında duvarda asılı deri sumen, sumenin üstünde Atatürk’ün resmi ve eski yaylı misafir koltukları vardı. En sevdiğim şey ise, tren gelinceye kadar onun odasında oturmaktı. O yaylı koltuklara hızlı bir şekilde oturur, yayların beni birkaç kez sallamasına izin verirdim.
Ara sıra masanın üzerinde duran kırmızı çevirmeli telefon çalardı. Mete Amca telefon ile konuşurken elinde tuttuğu bir ucu mavi, diğer ucu kırmızı kurşun kalemle onardı.
Bugün bana baktı ve “Bana hâlâ talebeymişsin gibi geliyor” dedi.
Sanki yüzyıl geçti üzerinden.
Mete Amca emekli oldu.
Tren garı ise restoran.
Artık lapa lapa kar da yağmıyor.
Ama ben kendimi hâlâ 17 hissediyorum.
Bilgen,yuhyaniiiii
Not: Ramazan yardımı için para gönderenlere çoooook teşekkür. Biz sizlerle varız J
Hâlâ elini cebine atamamış pamuk elliler, hesap no aşağıdadır.
Bilgen Uçar, Yapıkredi Ford Otosan Şb. 24587052
Onu en son gördüğümde, İzmit’te lapa lapa kar yağıyrdu. Kaldırımlar, şehir içinden geçen tren yolu, evlerin çatıları, ağaçların dalları bembeyazdı.
Sırtımda temiz çamaşırlarımın olduğu sırt çantam, başımda berem, ellerimde gri eldivenlerim, üzerinde tüm üniversite hayatımı birlikte geçirdiğim o zamanın modası olan panço bir kaban ve ayaklarımda CAT botlar. Yolculuk İstanbul’a. Yaş 17.
Mete Amca, İzmit Tren Garı’nın müdürü idi. Tam garın ortasında kocaman bir odası vardı. Odasının yerleri ağaç kaplıydı. Odanın ortasında demir bir soba dururdu ve o soba odaya girer girmez insanın içini ısıtırdı. Devlet Malzeme Ofisinden alınmış demir kocaman bir masası, masansın arkasında duvarda asılı deri sumen, sumenin üstünde Atatürk’ün resmi ve eski yaylı misafir koltukları vardı. En sevdiğim şey ise, tren gelinceye kadar onun odasında oturmaktı. O yaylı koltuklara hızlı bir şekilde oturur, yayların beni birkaç kez sallamasına izin verirdim.
Ara sıra masanın üzerinde duran kırmızı çevirmeli telefon çalardı. Mete Amca telefon ile konuşurken elinde tuttuğu bir ucu mavi, diğer ucu kırmızı kurşun kalemle onardı.
Bugün bana baktı ve “Bana hâlâ talebeymişsin gibi geliyor” dedi.
Sanki yüzyıl geçti üzerinden.
Mete Amca emekli oldu.
Tren garı ise restoran.
Artık lapa lapa kar da yağmıyor.
Ama ben kendimi hâlâ 17 hissediyorum.
Bilgen,yuhyaniiiii
Not: Ramazan yardımı için para gönderenlere çoooook teşekkür. Biz sizlerle varız J
Hâlâ elini cebine atamamış pamuk elliler, hesap no aşağıdadır.
Bilgen Uçar, Yapıkredi Ford Otosan Şb. 24587052
13 Ağustos 2009 Perşembe
BUGÜN NE YESEM???
Kışın kaloriferin önüne oturur, sırtımı doğalgaz sıcağına yaslar, sayesinde edindiğim dostlarımla uzun kış sohbetleri yapardık.
İçeriden mis gibi yemek kokusu ve tabak tıkırtısı gelirdi.
Kimi zaman kendimi kasada oturan şişko kebapçılar gibi hissetsem de, aslında bakıldığında çok kısa da sürse, ben çok keyif aldım.
Gün geldi başımı soğuk camına yaslayıp ağladım, kimi zaman müziği sonuna kadar açıp dans ettim gizliden alkol sokup dostlarla uzun masalarda şenlendik, kız dedikoduları yaptık, güzel insanlarla tanıştık, yeni dostlar edindik, yemek yaptık, bulaşık yıkadık, baklava açtık, saatlerce masada oturup hesap kitap yaptık.
Ama her şeyin bir bitişi olduğu gibi, “Bizce”nin de bitme vakti geldi.
14 Ağustos Cuma son günümüz.
Uğurlar olsun…
Bilgen,dayanabilirim
İçeriden mis gibi yemek kokusu ve tabak tıkırtısı gelirdi.
Kimi zaman kendimi kasada oturan şişko kebapçılar gibi hissetsem de, aslında bakıldığında çok kısa da sürse, ben çok keyif aldım.
Gün geldi başımı soğuk camına yaslayıp ağladım, kimi zaman müziği sonuna kadar açıp dans ettim gizliden alkol sokup dostlarla uzun masalarda şenlendik, kız dedikoduları yaptık, güzel insanlarla tanıştık, yeni dostlar edindik, yemek yaptık, bulaşık yıkadık, baklava açtık, saatlerce masada oturup hesap kitap yaptık.
Ama her şeyin bir bitişi olduğu gibi, “Bizce”nin de bitme vakti geldi.
14 Ağustos Cuma son günümüz.
Uğurlar olsun…
Bilgen,dayanabilirim
11 Ağustos 2009 Salı
KUTU KUTU PENSEE
Yengemler yufkaları yapmışlar, Şükolar da ev makarnalarını kesmişler bugün. Tarhanalar zaten önceden hazırlanmıştı ramazan için.
Ramazan geliyor diye içim kıpır kıpır zaten. Rahat batıyor ya bana, illa bir iş çıkarmalıyım kendime, koşturmalıyım, yardım etmeliyim, milletin derdini dert edinmeliyim.
Ramazan yardımı için çıkıp fiyat araştırması yapsam mı, etrafa haber salsam mı kimler sıkıntıda bu sene yoksa daha erken mi diye düşünürken, benden rahatsız olmasın sevgili arkadaşım Nilay aradı, “ee hadi bişey yapmıyor muyuz, ne kaldı ramazana” diye.
Bu sene diğer beş seneden farklı olarak, paketlerimizi kendimiz oluşturduk. Geçen yıllarda marketlerden aldıklarımızı veriyorduk bildiğiniz gibi. Ama özellikle geçen sene, içerik çok yetersizdi ve bazı ailelere ikişer paket dağıtmak zorunda kaldık.
İstedik ki bu sene, adam gibi olsun, verdiğimiz ailede gözümüz arkada kalmasın, başka paketlere de ihtiyaç duymasın ve naçizane kadın başımıza bir erzak listesi yaptık.
Paket fiyatımız, 24 TL.
Geçen seneden bilenler bilir, bilmeyenler için tekrarlıyorum.
Amaç yardım yapmak. Çevremizdekilere el uzatmak. Bu tarz şeyler yardım olmadan destek olmadan olmuyor maalesef. Desteklerinizi para olarak verebilirsiniz, kendi kutunuzu oluşturursunuz onu dağıtabiliriz, yardıma ihtiyacı olan çevrenizdeki insanları bildirebilirsiniz, bizi hiç karıştırmazsınız kendiniz alır kendiniz verirsiniz. Yeter ki bir yardım hareketi olsun. Ramazanın ruhuna yaraşır bir dayanışma olsun. Bir kutuya paran yetmez yettiği kadarını verirsin, belki elinin altında 10 fakir aile vardır da onların isimlerini verirsin. Ama hadi bir şeyler yapalım. Biraz kımıldayalım.
Sıkıntıdayız, para yok diyoruz. Para yok, yeni araba almak veya dışarıda yemek yemek için para yok; oysa birçok insanın ekmek almak için parası yok. Yani gerçekten sıkıntıdalar…
Allah hiçbirimizi dara düşürmesin, ele muhtaç etmesin, yardım gelecek mi diye kapılardan baktırmasın.
Kolide neler olduğu, benim ve Nilaycığımın hesap numaraları aşağıda yazılı.
Haydiiii pamuk eller cebeeeee
Bilgen,yardımmeleğimisinmübarek
Bilgen Uçar, Yapı Kredi Ford Otosan Şb hesap no: 24587052 (zaten hepinizde var J )
Nilay Akçelik Yapı Kredi Ford Otosan Şb hesap no: 21650187
Koli:
Pirinç 1kg
K.mercimek 1kg
Nohut 900gr.
Yeşil Mercimek 900gr
Bulgur 900gr.
Of Çay 0,5kg
Olin Yağ 2lt
Filiz Makarna 1 paket
Söke Un 2 kg
Toz şeker 1kg
Ramazan geliyor diye içim kıpır kıpır zaten. Rahat batıyor ya bana, illa bir iş çıkarmalıyım kendime, koşturmalıyım, yardım etmeliyim, milletin derdini dert edinmeliyim.
Ramazan yardımı için çıkıp fiyat araştırması yapsam mı, etrafa haber salsam mı kimler sıkıntıda bu sene yoksa daha erken mi diye düşünürken, benden rahatsız olmasın sevgili arkadaşım Nilay aradı, “ee hadi bişey yapmıyor muyuz, ne kaldı ramazana” diye.
Bu sene diğer beş seneden farklı olarak, paketlerimizi kendimiz oluşturduk. Geçen yıllarda marketlerden aldıklarımızı veriyorduk bildiğiniz gibi. Ama özellikle geçen sene, içerik çok yetersizdi ve bazı ailelere ikişer paket dağıtmak zorunda kaldık.
İstedik ki bu sene, adam gibi olsun, verdiğimiz ailede gözümüz arkada kalmasın, başka paketlere de ihtiyaç duymasın ve naçizane kadın başımıza bir erzak listesi yaptık.
Paket fiyatımız, 24 TL.
Geçen seneden bilenler bilir, bilmeyenler için tekrarlıyorum.
Amaç yardım yapmak. Çevremizdekilere el uzatmak. Bu tarz şeyler yardım olmadan destek olmadan olmuyor maalesef. Desteklerinizi para olarak verebilirsiniz, kendi kutunuzu oluşturursunuz onu dağıtabiliriz, yardıma ihtiyacı olan çevrenizdeki insanları bildirebilirsiniz, bizi hiç karıştırmazsınız kendiniz alır kendiniz verirsiniz. Yeter ki bir yardım hareketi olsun. Ramazanın ruhuna yaraşır bir dayanışma olsun. Bir kutuya paran yetmez yettiği kadarını verirsin, belki elinin altında 10 fakir aile vardır da onların isimlerini verirsin. Ama hadi bir şeyler yapalım. Biraz kımıldayalım.
Sıkıntıdayız, para yok diyoruz. Para yok, yeni araba almak veya dışarıda yemek yemek için para yok; oysa birçok insanın ekmek almak için parası yok. Yani gerçekten sıkıntıdalar…
Allah hiçbirimizi dara düşürmesin, ele muhtaç etmesin, yardım gelecek mi diye kapılardan baktırmasın.
Kolide neler olduğu, benim ve Nilaycığımın hesap numaraları aşağıda yazılı.
Haydiiii pamuk eller cebeeeee
Bilgen,yardımmeleğimisinmübarek
Bilgen Uçar, Yapı Kredi Ford Otosan Şb hesap no: 24587052 (zaten hepinizde var J )
Nilay Akçelik Yapı Kredi Ford Otosan Şb hesap no: 21650187
Koli:
Pirinç 1kg
K.mercimek 1kg
Nohut 900gr.
Yeşil Mercimek 900gr
Bulgur 900gr.
Of Çay 0,5kg
Olin Yağ 2lt
Filiz Makarna 1 paket
Söke Un 2 kg
Toz şeker 1kg
7 Ağustos 2009 Cuma
LÜLAPARK
Geçen akşam, aklıma esti biraderle birlikte bebeleri alıp lunaparka götürdük.
Lunaparklar hiç değişmemiş.
Pamuk helvacı, baloncu, çekirdekçi, çarpışan arabalar, saçları jöleleri 19-25 yaş arası kendilerince çok şık giyinen erkekler, 15-20 yaş arası çarpıcı renklerde giyinip sürekli kıkırdayan kızlar, bütün sülaleyi alıp getirmiş olan ve kaynananın dırdırından bıkıp arkadan arkadan yürüyen aile reisleri, kırk yılda bir dışarı çıkmanın keyfini çıkarmaya çalışan ve göz ucuyla da acaba daha ne istesem yapar diye habire kocasını kesen ablalar, çocuklar eğlensin diye getirdik havasında olup dünyada onun çocuğundan başka bir şey yokmuş gibi davranan ebeveynler, çarpışan arabalarda kestikleri kıza çarpan lavuklar ve o lavukları dövecek olan kızın abisi/babası.
Ne de olsa içimdeki çocuk hâlâ ölmediğinden ve adrenalin patlamalarını pek bir sevdiğimden, ben de lunaparktaki oyuncaklara binmek ve çığlık çığlığa bağırmak istedim. Hele bir tanesi vardı ki, ters döndürüyor, çeviriyor, ayyy süper yani.
Jetonu aldım, oyuncağın pistine çıktım. Koltuğuna oturdum. Hayır oturamadım. Denedim. Olmadı. Koltuğa sığmadım.
Geldiğim gibi yine, mağrur adımlarla mekânı terk ettim. Başım dik, alnım açık, kilom yerinde.
Anladım ki o gece uzun vadeli hedefler yerine kendime kısa vadeli zayıflama hedefleri koymalıyım. Önümdeki ilk hedef o oyuncağın koltuğuna oturmak.
Hayırlı cumalar,
Bilgen,buişburadabitmez
Lunaparklar hiç değişmemiş.
Pamuk helvacı, baloncu, çekirdekçi, çarpışan arabalar, saçları jöleleri 19-25 yaş arası kendilerince çok şık giyinen erkekler, 15-20 yaş arası çarpıcı renklerde giyinip sürekli kıkırdayan kızlar, bütün sülaleyi alıp getirmiş olan ve kaynananın dırdırından bıkıp arkadan arkadan yürüyen aile reisleri, kırk yılda bir dışarı çıkmanın keyfini çıkarmaya çalışan ve göz ucuyla da acaba daha ne istesem yapar diye habire kocasını kesen ablalar, çocuklar eğlensin diye getirdik havasında olup dünyada onun çocuğundan başka bir şey yokmuş gibi davranan ebeveynler, çarpışan arabalarda kestikleri kıza çarpan lavuklar ve o lavukları dövecek olan kızın abisi/babası.
Ne de olsa içimdeki çocuk hâlâ ölmediğinden ve adrenalin patlamalarını pek bir sevdiğimden, ben de lunaparktaki oyuncaklara binmek ve çığlık çığlığa bağırmak istedim. Hele bir tanesi vardı ki, ters döndürüyor, çeviriyor, ayyy süper yani.
Jetonu aldım, oyuncağın pistine çıktım. Koltuğuna oturdum. Hayır oturamadım. Denedim. Olmadı. Koltuğa sığmadım.
Geldiğim gibi yine, mağrur adımlarla mekânı terk ettim. Başım dik, alnım açık, kilom yerinde.
Anladım ki o gece uzun vadeli hedefler yerine kendime kısa vadeli zayıflama hedefleri koymalıyım. Önümdeki ilk hedef o oyuncağın koltuğuna oturmak.
Hayırlı cumalar,
Bilgen,buişburadabitmez
3 Ağustos 2009 Pazartesi
Yeniden...
Kitap okumak iyidir. Faydalıdır. Eğiticidir ve uzmanlar tarafından desteklenir.
Ama kitap dediğinde çeşit çeşittir.
Kimi kitap vardır ki, tam sana göredir. Elinden bırakamazsın. Hem biran evvel bitsin dersin hem de bitecek diye ödün kopar. Elinde bu tarz bir kitap varken, herkese kitap okumanın ne kadar keyifli olduğunu anlatırsın.
Kimi kitap da vardır ki, kendi özünde kusursuzdur ama sana hitap etmez. Bir türlü dolanamazsın satırların arasında, kelimeler bitmek bilmez, bilgi boğar, kahramanlar sıkar. Hiç okuyasın gelmez. Ama birileri sana kitap okumanın ne kadar güzel olduğunu anlattığı için ısrarla okumaya çalışırsın. Bir müddet kendini suçlarsın keyif alamadığın için. Herkes bu kadar keyif alırken senin kültür seviyen mi kitap okumaya uygun değil diye düşünürsün. Denersin denersin. Denedikçe sıkılırsın, yorulursun, mutlusuzlaşırsın. Okumak gibi keyifli bir eylem zorunluluğa dönüşür. Elinde kitabınla gezer durursun, ama okumazsın. Kitabın var mı; var işte elimde.
Sonra fark edersin ki, kitap okumak güzel ama seçtiğin kitap yanlış. Hitap ettiği kitle için çok güzel olan kitabı, bırakmaya karar verirsin.
Ya belli bir süre kitap okumak istemezsin
Ya da sana hitap eden başka bir kitabı seçersin.
Evet işte evlilikte böyle.
Allah herkese okudukça keyif alacağı kitap nasip etsin. (Amin)
Bilgen Aslan, yeniden
Ama kitap dediğinde çeşit çeşittir.
Kimi kitap vardır ki, tam sana göredir. Elinden bırakamazsın. Hem biran evvel bitsin dersin hem de bitecek diye ödün kopar. Elinde bu tarz bir kitap varken, herkese kitap okumanın ne kadar keyifli olduğunu anlatırsın.
Kimi kitap da vardır ki, kendi özünde kusursuzdur ama sana hitap etmez. Bir türlü dolanamazsın satırların arasında, kelimeler bitmek bilmez, bilgi boğar, kahramanlar sıkar. Hiç okuyasın gelmez. Ama birileri sana kitap okumanın ne kadar güzel olduğunu anlattığı için ısrarla okumaya çalışırsın. Bir müddet kendini suçlarsın keyif alamadığın için. Herkes bu kadar keyif alırken senin kültür seviyen mi kitap okumaya uygun değil diye düşünürsün. Denersin denersin. Denedikçe sıkılırsın, yorulursun, mutlusuzlaşırsın. Okumak gibi keyifli bir eylem zorunluluğa dönüşür. Elinde kitabınla gezer durursun, ama okumazsın. Kitabın var mı; var işte elimde.
Sonra fark edersin ki, kitap okumak güzel ama seçtiğin kitap yanlış. Hitap ettiği kitle için çok güzel olan kitabı, bırakmaya karar verirsin.
Ya belli bir süre kitap okumak istemezsin
Ya da sana hitap eden başka bir kitabı seçersin.
Evet işte evlilikte böyle.
Allah herkese okudukça keyif alacağı kitap nasip etsin. (Amin)
Bilgen Aslan, yeniden
27 Temmuz 2009 Pazartesi
Uzanmıştım Kumsala
Gece yarısını geçiyordu yorgunluğumu biraz olsun atıp, bavulun başına çöktüğümde.
Kırmızı bavulla bir müddet bakıştıktan sonra, artık tatilin bitişinin kabullenerek, canını acıtmadan açtım fermuarı.
Kirlileri ayırdım. En dipte havlularım vardı. Havluları çıkardım. Hâlâ deniz, kum ve güneş yağı kokuyordu.
Derin derin kokladım havluları. Gözlerimi kapadım ve kumsalı hayal ettim. Güneşin beni nasıl ısıttığını, fonda çalan “eşarbını yan bağlama” türküsünü, dalgaların sesini, ılık denizi, yamaçtaki o güzel evleri hayal ettim. Gece tenimizi yalayan ılık rüzgârı, denize vuran ışıkların dansına eşlik eden ayın pırıltısını seyrederek yenen akşam yemeklerini, 18 lik gençler gibi bir diskoya gidip de oynayamayışımızı ve nasıl da huzurlu olduğumu hayal ettim.
Havluları makineye attım, makinenin kapağını kapattım ve tüm o hayalleri benden alacak olan deterjan ve yumuşatıcıyı koydum. Makineyi çalıştırdım.
Makine havluları döndürerek yıkadı.
Tatil bitti.
Bilgen,son6gün
Kırmızı bavulla bir müddet bakıştıktan sonra, artık tatilin bitişinin kabullenerek, canını acıtmadan açtım fermuarı.
Kirlileri ayırdım. En dipte havlularım vardı. Havluları çıkardım. Hâlâ deniz, kum ve güneş yağı kokuyordu.
Derin derin kokladım havluları. Gözlerimi kapadım ve kumsalı hayal ettim. Güneşin beni nasıl ısıttığını, fonda çalan “eşarbını yan bağlama” türküsünü, dalgaların sesini, ılık denizi, yamaçtaki o güzel evleri hayal ettim. Gece tenimizi yalayan ılık rüzgârı, denize vuran ışıkların dansına eşlik eden ayın pırıltısını seyrederek yenen akşam yemeklerini, 18 lik gençler gibi bir diskoya gidip de oynayamayışımızı ve nasıl da huzurlu olduğumu hayal ettim.
Havluları makineye attım, makinenin kapağını kapattım ve tüm o hayalleri benden alacak olan deterjan ve yumuşatıcıyı koydum. Makineyi çalıştırdım.
Makine havluları döndürerek yıkadı.
Tatil bitti.
Bilgen,son6gün
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)