Dün o kadar daralmıştım ki, kendimi İstanbul’a attım.
Ya İstanbul baka işte. Havası başka, suyu başka, adamı başka, kadını başka. İnsanların duruşu, oturuşu başka. Hiç bu kadar hasret duymamıştım İstanbul’a, hiç bu kadar İstanbul’da olmak istememiştim…
Sonra arkamı döndüm bir baktım, çooook eski bir dost. Beraber sabahladığımız, iki buzlu kadehi tokuşturduğumuz, kingde ortak olduğumuz, aynı sınavlara çalıştığımız, aynı filmleri seyrettiğimiz, aynı okula gittiğimiz bir dost, geçmişin sıcaklığı ile gülümsüyor bana.
Sımsıkı sarıldım dostuma. Meğer ne çok özlemişim.
Sonra yanındaki ufak yaratığı fark ettim. Bir o yöne bir bu yöne koşan, kızımın beşik kertmesini fark ettim. İkimizde de oluşan bir göaünle çocuk takip etme tikini fark ettim dostumda da.
“Bahar geldi Bilgen, şimdi Taksim’de aval aval gezmek vardı. Çocuğun olması kışın dert değil de baharda zor geliyor” dedi. Oyyyy oyyyyy.
Daraldım daraldım daraldım.
Haydi, kırlara çıkıp, elele tutuşup barış şarkıları söyleyelim.
Ya da beni bırakın artık, ben kırlarda koşayım.
Bilgen,daraldaraldaral
21 Nisan 2009 Salı
19 Nisan 2009 Pazar
Hayallerime Bir Adım Daha
İnsan bazen önüne gelen kısmetleri net göremez. Çevresindeki insanlar, o kısmetleri görmesi için çabaladıkça, kişi anlamsız bir kaçış yoluna girer. Kimi zaman bu kaçış son bulur ve kısmetin tadı çıkarılır. Kimi zaman ise bir ömür bu kısmet anlaşılamaz ve daha sonra başkaları bu kısmeti kullandığında ise “kısmet değilmiş, napalım” denir ve işin içinden çıkılır.
Bende Amway Network 21 sistemine dahil olmamak için bir yıl direndim. Dahil olduğumda ise, para kazanmamak için 6 ay direndim. En sonunda bir hafta sonu seminerine gittiğimde, her şey dank etti bana, hedeflediğim bir limanım yoktu ki rüzgarlardan yardım isteyeyim. O gün o seminere gelen herkesin ulaşmak istediği bir hayali vardı, ama benim yoktu. İşte bu yüzden de hiçbir şey bana gayret vermiyordu.
Seminerde, 2013 yılına kadar Elmas seviyesine yükselecek olan girişimcilere kazandığı paralar dışında, prim olarak Amway 200.000 Euro vereceğini açıkladı. 200.000 Euro iyi para. Ticaretle uğraşmayan veya devletten ihale alamayan insanların babadan miras kalmadıkça zor görebilecekleri bir para. Ama bende bir kıpırtı yaratmadı o para. Fark ettim ki, benim hayallerim para ile alınmıyor. Ben üst seviyelerde bulunan serbest girişimciler gibi, sahneye çıkmak, nasıl başardığımı anlatmak, alkışlanmak ve hayran olunmak istiyordum.
Hedef koyunca başarmak çok kolay oldu. İçinde bulunduğunuz sistemin ürünleri zaten süper. Ürünler konsantre bitmek bilmiyor, ambalajları doğada 5 yıl içinde kendini yok ediyor, cilt ürünleri dünya markaları arasında ikinci seçilmiş, vitaminlerini tüm doktorlar destekliyor. Eeee, sorun yok o zaman.
Pazar günü seminer vardı.
“Yeni Liderleri sahneye alalım” dediler ve sahneye çıktım. Mikrofonu uzattı bayan ve adımı ve mesleğimi sordu. Söyledim. Bi kapabilseydim mikrofonu nasıl Liderler Kulübüne yükseldiğimi de anlatacaktım ama mikrofonu daha ileri düzeylerde veriyorlarmış.
Demek ki neymiş, daha hedefime ulaşamamışım.
Az kaldı dünya, kolla kendini…
Bilgen,hayalimdekiişibuldumişte.
www.amway.com.tr
Bende Amway Network 21 sistemine dahil olmamak için bir yıl direndim. Dahil olduğumda ise, para kazanmamak için 6 ay direndim. En sonunda bir hafta sonu seminerine gittiğimde, her şey dank etti bana, hedeflediğim bir limanım yoktu ki rüzgarlardan yardım isteyeyim. O gün o seminere gelen herkesin ulaşmak istediği bir hayali vardı, ama benim yoktu. İşte bu yüzden de hiçbir şey bana gayret vermiyordu.
Seminerde, 2013 yılına kadar Elmas seviyesine yükselecek olan girişimcilere kazandığı paralar dışında, prim olarak Amway 200.000 Euro vereceğini açıkladı. 200.000 Euro iyi para. Ticaretle uğraşmayan veya devletten ihale alamayan insanların babadan miras kalmadıkça zor görebilecekleri bir para. Ama bende bir kıpırtı yaratmadı o para. Fark ettim ki, benim hayallerim para ile alınmıyor. Ben üst seviyelerde bulunan serbest girişimciler gibi, sahneye çıkmak, nasıl başardığımı anlatmak, alkışlanmak ve hayran olunmak istiyordum.
Hedef koyunca başarmak çok kolay oldu. İçinde bulunduğunuz sistemin ürünleri zaten süper. Ürünler konsantre bitmek bilmiyor, ambalajları doğada 5 yıl içinde kendini yok ediyor, cilt ürünleri dünya markaları arasında ikinci seçilmiş, vitaminlerini tüm doktorlar destekliyor. Eeee, sorun yok o zaman.
Pazar günü seminer vardı.
“Yeni Liderleri sahneye alalım” dediler ve sahneye çıktım. Mikrofonu uzattı bayan ve adımı ve mesleğimi sordu. Söyledim. Bi kapabilseydim mikrofonu nasıl Liderler Kulübüne yükseldiğimi de anlatacaktım ama mikrofonu daha ileri düzeylerde veriyorlarmış.
Demek ki neymiş, daha hedefime ulaşamamışım.
Az kaldı dünya, kolla kendini…
Bilgen,hayalimdekiişibuldumişte.
www.amway.com.tr
17 Nisan 2009 Cuma
Ruhdaşın Var Mı?
Ne zaman bir film seyretsem beni çok etkileyen veya ne zaman satırlarında kendimi kaybedeceğim bir kitap okumaya başlasam, kahramanlardan birini kendim yaparım hep, diğerini ise artık kim uygunsa o.
Okunan kitap veya seyredilen film büyük bir aşkı anlatıyorsa, bende kahramanlardan biri olduğumdan bu aşkın içinde yüzerim hep ve tabi ki o dönem hayatımda olan kişi ise erkek kahraman olarak gözümde büyür de büyür. Ama ne zaman kameralar stop der veya kitabın son yaprağı biter, yeniden sıradan hayatıma dönerim ve acı gerçekleri kabul ederim.
Bu aralar ise hep Sufilik ile ilgili kitaplar okuyorum. Başrolde Rumi ile Şems var. Onların kimsenin açıklayamadığı dostlukları ve Allah aşkı var. Şems ile Rumi, günlerce hiç konuşmadan bir odada oturup ruhani paylaşımlarını yapıyorlarmış. Birbirleri için yapamayacakları şey yokmuş.
Benim de aslında, onun için yapamayacağım şey olmayan birçok dostum var. Ama konuşmadan anlaşmak, ruhdaş olmak dediğin zaman iş değişiyor. Benim de bu yolda ilerleyen bir dostluğum var, hatta ona kimi zaman “gel, seninle deniz kenarına gidip, susup denizi seyredelim” derim.
Susarak anlaşmak, bir bakıştan, bir hareketten kompozisyonlar yazmak, kendini bildiğin gibi onu bilmek gerçekten çok güzel bir duygu. Ama korkutucu da.
Çünkü dostluk o kadar derin bir duygu ki, aşka benzemiyor. Aşk gibi gelip geçmiyor. Her geçen biraz daha derinleşiyor ve seni serin sularıyla dinginleştiriyor. Ne onsuz içilen çay zevk veriyor, ne de seyredilen film. Gerçekten diğer yarın oluyor ve eğer bir gün giderse, yarını da alıp gidiyor.
Benim dostluğum da bu aşamalara gelir mi,
Ya da gerçekten hayatta ruhdaşlık var mı?
Bir hırka, bir tespihle ömür geçer mi?
Bilgen,avucumdakisubuyangınlarısöndürmeyeyetmez
Okunan kitap veya seyredilen film büyük bir aşkı anlatıyorsa, bende kahramanlardan biri olduğumdan bu aşkın içinde yüzerim hep ve tabi ki o dönem hayatımda olan kişi ise erkek kahraman olarak gözümde büyür de büyür. Ama ne zaman kameralar stop der veya kitabın son yaprağı biter, yeniden sıradan hayatıma dönerim ve acı gerçekleri kabul ederim.
Bu aralar ise hep Sufilik ile ilgili kitaplar okuyorum. Başrolde Rumi ile Şems var. Onların kimsenin açıklayamadığı dostlukları ve Allah aşkı var. Şems ile Rumi, günlerce hiç konuşmadan bir odada oturup ruhani paylaşımlarını yapıyorlarmış. Birbirleri için yapamayacakları şey yokmuş.
Benim de aslında, onun için yapamayacağım şey olmayan birçok dostum var. Ama konuşmadan anlaşmak, ruhdaş olmak dediğin zaman iş değişiyor. Benim de bu yolda ilerleyen bir dostluğum var, hatta ona kimi zaman “gel, seninle deniz kenarına gidip, susup denizi seyredelim” derim.
Susarak anlaşmak, bir bakıştan, bir hareketten kompozisyonlar yazmak, kendini bildiğin gibi onu bilmek gerçekten çok güzel bir duygu. Ama korkutucu da.
Çünkü dostluk o kadar derin bir duygu ki, aşka benzemiyor. Aşk gibi gelip geçmiyor. Her geçen biraz daha derinleşiyor ve seni serin sularıyla dinginleştiriyor. Ne onsuz içilen çay zevk veriyor, ne de seyredilen film. Gerçekten diğer yarın oluyor ve eğer bir gün giderse, yarını da alıp gidiyor.
Benim dostluğum da bu aşamalara gelir mi,
Ya da gerçekten hayatta ruhdaşlık var mı?
Bir hırka, bir tespihle ömür geçer mi?
Bilgen,avucumdakisubuyangınlarısöndürmeyeyetmez
Hayır Olsuuunn
Bugün günlerden Cuma.
Hava güneşli.
Umarım bu hafta sonunu, çimenlerin üzerine koyduğum şezlonguma uzanarak kitabımın satırlarında kaybolur, gece de gündüz dinlendiğim için gezip tozup, ılık bahar havasını ciğerlerime çekerek geçiririm.
Bugün Cuma.
Günlerin en hayırlısı.
Dilek kapılarının açık olduğu bir gün.
Hayırlı cumalar.
Bilgen,tanrıdandiledimbukadardilek
Hava güneşli.
Umarım bu hafta sonunu, çimenlerin üzerine koyduğum şezlonguma uzanarak kitabımın satırlarında kaybolur, gece de gündüz dinlendiğim için gezip tozup, ılık bahar havasını ciğerlerime çekerek geçiririm.
Bugün Cuma.
Günlerin en hayırlısı.
Dilek kapılarının açık olduğu bir gün.
Hayırlı cumalar.
Bilgen,tanrıdandiledimbukadardilek
12 Nisan 2009 Pazar
Adım Hıdır Elimden Gelen Budur
Zamanında barlardan çıkmayan, tekilanın dibini görmeden bırakmayan, tütün mamulleri ve hatta daha fazlasını tüketen bir gurup arkadaşım, çocuk sahibi olacaklarını öğrenince, 180 derece değişime uğradılar. Alkol sadece özel günlerde bir kadeh şarap oldu, bar disko dediğin ise belki bir arkadaşın doğum günü için gidilen bir yer, tütün mamulleri ise kesinlikle çok kötü bir alışkanlık olarak kınanır oldu.
Evde taze fasulye pişirip, kemik suyuna çorbalar yapan arkadaşıma sorduğumda sebebini, iyi çocuk yetiştirmek için öncelikle kendilerinin iyi örnekler olmaları gerektiğini söylemişti. O zamanlar gülmüştüm.
Dün akşam Elif, küçük sandalyesini küçük masasının yanına çekmiş, karşısına da başka bir sandalye koymuş, sağ eli masasının üzerinde, oval bir cismi avucunun içine almış, sağa sola oynatıyor.
“Hadi yatıyoruz” dedim
“Du bi Dakka” dedi, “Çektiğim fotoğrafları bilgisayara yükledim, onlara bakıyorum”
Elimde biberon, koltuğa çöktüm.
Şimdiye kadar Elif’in, beni taklit ettiği sahneler gözümün önüne geldi bir bir. Bunların hepsine gülüyordum, çok hoşuma gidiyordu. Sonra içime bir sıkıntı düştü. Bütün bir gece uyuyamadım. İyi çocuk yetiştirmek istiyorsam, önce ben iyi olmalıyım, ben kusursuz olmalıyım, hata yapmamalıyım. Oyyy Allah’ım, bütün gece uyuyamadım, dön oraya dön buraya.
Sonra güneş doğdu, sabah oldu. Bir şeyi fark ettim ki, kimse kusursuz değil. Çocuklarım da kusursuz olmayacak. Ben elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum ama elimden en iyi bu geliyor. Hayatın gerçeği bu; küfür de ediyorum, sinirleniyorum da, abur cubur da yiyorum, bazen emniyet kemerimi takmadan araba kullanıyorum, hatta kullanırken telefonla konuşuyorum. Ama tek değişmeyecek gerçek var ki, onları şu dünyadaki her şeyden çok seviyorum ve onların sağlıklı, sevgi dolu bir çocukluk geçirmeleri için elimden geleni yaıyorum.
Bilgen,ohhhiyikidoğurmuşum
Evde taze fasulye pişirip, kemik suyuna çorbalar yapan arkadaşıma sorduğumda sebebini, iyi çocuk yetiştirmek için öncelikle kendilerinin iyi örnekler olmaları gerektiğini söylemişti. O zamanlar gülmüştüm.
Dün akşam Elif, küçük sandalyesini küçük masasının yanına çekmiş, karşısına da başka bir sandalye koymuş, sağ eli masasının üzerinde, oval bir cismi avucunun içine almış, sağa sola oynatıyor.
“Hadi yatıyoruz” dedim
“Du bi Dakka” dedi, “Çektiğim fotoğrafları bilgisayara yükledim, onlara bakıyorum”
Elimde biberon, koltuğa çöktüm.
Şimdiye kadar Elif’in, beni taklit ettiği sahneler gözümün önüne geldi bir bir. Bunların hepsine gülüyordum, çok hoşuma gidiyordu. Sonra içime bir sıkıntı düştü. Bütün bir gece uyuyamadım. İyi çocuk yetiştirmek istiyorsam, önce ben iyi olmalıyım, ben kusursuz olmalıyım, hata yapmamalıyım. Oyyy Allah’ım, bütün gece uyuyamadım, dön oraya dön buraya.
Sonra güneş doğdu, sabah oldu. Bir şeyi fark ettim ki, kimse kusursuz değil. Çocuklarım da kusursuz olmayacak. Ben elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum ama elimden en iyi bu geliyor. Hayatın gerçeği bu; küfür de ediyorum, sinirleniyorum da, abur cubur da yiyorum, bazen emniyet kemerimi takmadan araba kullanıyorum, hatta kullanırken telefonla konuşuyorum. Ama tek değişmeyecek gerçek var ki, onları şu dünyadaki her şeyden çok seviyorum ve onların sağlıklı, sevgi dolu bir çocukluk geçirmeleri için elimden geleni yaıyorum.
Bilgen,ohhhiyikidoğurmuşum
3 Nisan 2009 Cuma
Hayır Olsun
İtiraf etmeliyim ki biraz hayal kırkılığına uğradım.
Çarşamba günü attığım maile, birçok cevap geldi.
Ama benim beklediğim “evet haklısın nerden nereye geldik” veya “olur mu öyle şey, ya Allah ya Yallah denmeli” yerine, “ooffff Yelken süperdir şimdi. Kalamar nefis olur.” tarzı maillerdi bunlar.
Yalan olmuşuz hepimiz yalan, gel biraz da sen oyalan.
Hayırlı cumalar,
İyi hafta sonları,
Bilgen,yuuuhhbanaaa
Çarşamba günü attığım maile, birçok cevap geldi.
Ama benim beklediğim “evet haklısın nerden nereye geldik” veya “olur mu öyle şey, ya Allah ya Yallah denmeli” yerine, “ooffff Yelken süperdir şimdi. Kalamar nefis olur.” tarzı maillerdi bunlar.
Yalan olmuşuz hepimiz yalan, gel biraz da sen oyalan.
Hayırlı cumalar,
İyi hafta sonları,
Bilgen,yuuuhhbanaaa
1 Nisan 2009 Çarşamba
TEK BOYUT
Yeni bir eleman işe aldım.
Farkındayım beni gözlemliyor kaç gündür. En sonunda dayanamadı ve patladı;
- Bilgen Hanım siz ne garip bir insansınız öyle. Aslında ne düşünüyorsunuz, neye inanıyorsunuz, kimdensiniz anlayamıyorum, dedi
Ee çocuk haklı tabi, günümüzde insanlar öyle bir duruma geldiler ki, ya siyahlar ya beyaz. Oysa bize insanlar gridir diye öğretildi. İlla da ayırmak istiyorsan koyu veya açık gri diyebilirsin.
Bizim büyüdüğümüz yerde, evin hem mini etek giyen kızı, hem de başörtülü kızı olabiliyordu. İnsanlar hem Hz.Muhammed’i hem de Atatürk’ü sevebiliyorlardı. Kuran kursundan çıktıktan sonra, gideceğin tatil için kıyafet bakabiliyordun. Yatsıdan sonra içmeye gidilebiliyor, içmeyene ters ters bakılmıyor, içen kâfir olmuyordu.
Her güzel olayda Allah’ın adı anılsın diye önce Yasin okunuyor, sonra başörtü kalçaya bağlanıp göbek atılıyordu. 7 kuşak akrabaya nikâh geçmiyor, okulu bitmeyen kız daha sübyan sayılıyordu.
Ne “onlar dinci” diye bir cümle vardı, ne de “bunlar kâfir” .
İşte bu yüzden ben, herkesi olduğu gibi sevmeyi öğrendim. İbadetimi yapmam gerektiğini ama bunu insanın gözüne sokmamayı öğrendim. Hep “yaratılanı severim Yaradan’dan ötürü” dedim. Cumaları salâvat getirerek dolaşan ben, “bugün hava güzel, Yelken’e gidip, yosun kokusuna anason kokusunu karıştıralım” diyorum diye çocuğun aklı karışıyor.
Ah zavallı yeni nesiller, sizleri nasılda tek boyutlu yetiştiriyorlar…
Bilgen,kendiniseçemiyorsun
Not: Hava güzel ya, şimdi Yelken Kulübünde olup, ılık rüzgar eşliğinde kalamar yemek vardı.
Farkındayım beni gözlemliyor kaç gündür. En sonunda dayanamadı ve patladı;
- Bilgen Hanım siz ne garip bir insansınız öyle. Aslında ne düşünüyorsunuz, neye inanıyorsunuz, kimdensiniz anlayamıyorum, dedi
Ee çocuk haklı tabi, günümüzde insanlar öyle bir duruma geldiler ki, ya siyahlar ya beyaz. Oysa bize insanlar gridir diye öğretildi. İlla da ayırmak istiyorsan koyu veya açık gri diyebilirsin.
Bizim büyüdüğümüz yerde, evin hem mini etek giyen kızı, hem de başörtülü kızı olabiliyordu. İnsanlar hem Hz.Muhammed’i hem de Atatürk’ü sevebiliyorlardı. Kuran kursundan çıktıktan sonra, gideceğin tatil için kıyafet bakabiliyordun. Yatsıdan sonra içmeye gidilebiliyor, içmeyene ters ters bakılmıyor, içen kâfir olmuyordu.
Her güzel olayda Allah’ın adı anılsın diye önce Yasin okunuyor, sonra başörtü kalçaya bağlanıp göbek atılıyordu. 7 kuşak akrabaya nikâh geçmiyor, okulu bitmeyen kız daha sübyan sayılıyordu.
Ne “onlar dinci” diye bir cümle vardı, ne de “bunlar kâfir” .
İşte bu yüzden ben, herkesi olduğu gibi sevmeyi öğrendim. İbadetimi yapmam gerektiğini ama bunu insanın gözüne sokmamayı öğrendim. Hep “yaratılanı severim Yaradan’dan ötürü” dedim. Cumaları salâvat getirerek dolaşan ben, “bugün hava güzel, Yelken’e gidip, yosun kokusuna anason kokusunu karıştıralım” diyorum diye çocuğun aklı karışıyor.
Ah zavallı yeni nesiller, sizleri nasılda tek boyutlu yetiştiriyorlar…
Bilgen,kendiniseçemiyorsun
Not: Hava güzel ya, şimdi Yelken Kulübünde olup, ılık rüzgar eşliğinde kalamar yemek vardı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)