29 Aralık 2010 Çarşamba

2011 Duası

Aslında istediğim şey çok basit; 31 Aralık gecesi uyumak ve 1 Ocak günü uyandığımda hayatımın mükemmel denecek şekilde değiştiğini görmek. Cidden bir mucize olsun istiyorum artık. Peri mi gelecek, cadı mı çıkacak, Hızır mı yetişecek bilmiyorum. Ama 1 Ocak günü uyandığımda hala bu hayatı yaşamak istemiyorum.

Sevgili kuzenimin dediği gibi, dua ederken dikkatli ol ve detay ver.
İşte 2011 duam;
Ailemden ve çocuklarımdan çok memnunum, onlara bişey olmasın lütfen.
Şu göbeğim sağlıklı bir diyet ve sorunsuz bir şekilde erisin, normal insan kilosuna inebileyim.
Maddi sıkıntılar bitsin artık. Bitme şeklide lütfen helal ve yasalara uygun bir şekilde olsun.
Maneviyata daha fazla zaman ayırabileceğim bir yaşantım olsun. Erenlere karışayım demiyorum ama Allah şu kalbimin kapılarını biraz daha kendi tarafına doğru açsa acaip sevineceğim.
Bir de tüm bu güzellikleri ve yeri geldiğinde sıkıntıları paylaşabileceğim bir sevdiğim olsun. Gözü benden başkasını görmeyen, üstüme titreyen, omzunda huzur bulabileceğim, elini masaya vurdu mu korkacağım, yaptığı her şeyin arkasında gözümü kırpmadan durabileceğim ve her zaman arkamda olduğunu bileceğim, işte benim öbür yarım diyebileceğim bir sevgilim olsun.

Gerçekten bir mucizeye ihtiyacım var di mi?

Ey güzel Allah’ım bir mucize ya, nedir ki senin için!!!

Umarım hepimizin dilekleri kabul olur ve hepimiz için süper bir yıl olur.

Bilgen,çarpılmadansussamiyiolacak

3 Aralık 2010 Cuma

Eyy Aşk Nerdesin

Düşünüyorum da, otuzlu yaşlar aşkı gerçekten yaşayabileceğimiz ender yaşlar.

Yirmili yaşlarda yaşadıklarımızı şuan aşk diye tanımlayamıyorum. Daha ben kendimi sevmezken, kendi huyumu suyumu bilmezken, karakterimi nereye oturtacağıma karar veremeyip, bir de sürekli kendimi ispatlamaya çalışırken o yaşadıklarım aşk olamaz herhalde.

Elbette hissedilenler yoğun duygulardı. o heyecanlar, tutkular, hayaller.

Kesinlikle tutkuydu o yaşananlar. Hayallerimize sarılmış tutkular. Hayallerimize esir olmuş duygulardı.

Oysa şimdi, her şey yerli yerine oturmuş. Karakterin, işin, hayatın, duyguların. Hayal kurmaman gerektiğini bilecek kadar hayal kırıklığı yaşamışsın. Artık karşısındakinden ne beklediğini biliyorsun, ona neler verebileceğini biliyorsun ve en önemlisi hala sabaha kadar dans edebilecek enerjin var.(ki sadece hafta sonuna yetse de)

Evet kesinlikle otuzlu yaşlar aşk yaşı. DOyasıya yaşanabilecek, hayatın tadını doya doya çıkarabileceğin yaşlar.

Eee hadi o zaman yaşayalım!!!

Ama otuzlu yaşların %80 ni evli, %10 ise kendini bir ilişkiye bırakamayacak kadar çok acı çekmiş, diğer %10 ahh siz adamı öldürürsünüz.

Kalbiniz aşk
Cebiniz para dolu olsun.

Hayırlı cumalar,
Bilgen,gerginim.

12 Kasım 2010 Cuma

Bayram - Seyran

Zaman ne çabuk akıp gidiyor. Daha şeker bayramında ikram edilen baklavaların dışında, tepsiden aşırdıklarımı bile eritemeden Kurban Bayramı geldi.

Aslında bayramdır sürekli geliyor nasıl olsa, diye düşünüp, üstün irademe sahip olup, pilav-kavurma ya da ekmek arası kavurmadan birini tercih etmem gerekmekte. Ama ey hat, ikisinin de tadı başka, damakta bıraktığı lezzet başka, midede oluşturduğu şişkinlik başka.

Asıl güzel olan ise, mideyi tıka basa doldurduktan sonra, üzerine de iki adet baklava dilimi yuvarlayıp, çay olana kadar biraz uyumak. Ama ne mümkün!!! Bu dediğimi yapabilmeniz için ya erkek olmanız lazım ya da yaşlı bir bayan.

Yemekten sonra sofra topla, mutfağı toparla, çay koy, diğer ıvır zıvır işlerle uğraşmak yerine, “elinize sağlık” deyip arkama bakmadan sofradan kalkıp, uyku pozisyonuna geçebilecek kadar yaşlandığım yaşlarımı görür müyüm bilmem ama bu kadın erkek eşitsizliğinden bir gün çatladığımı herkes görecek kesin.

Bak mübarek günler geliyor ve benim feminist duygularım kabardı olur olmaz.

Pazartesi günü de çalışacak olanlar bu mesajı dikkate almasın, yeniden göndereceğim ama bugün itibari ile tatile çıkan o şanslı gurubun bayramını en içten dileklerimle kutlar, kalbimin en derin yerlerindeki haset duygularımla nazar değdiririm.

Yola çıkacaklara iyi yolculuklar

Burada kalacaklara güzel havalar

Ve hepimize hayırlı bayramlar dilerim.

Bilgen,kıskanççç

5 Kasım 2010 Cuma

Bir Ben Miyim Manyak?

Sabah altı civarıydı. Burnumun ucunda bir soğukluk hissedip, “hayırdır inşallah” deyip, gözlerimi araladım.

Cidden burnuma dayanmış yeşil, soğuk soda şişesi ile irkildim. Uykuya doyamamış gözlerim açılmamak için direnirken, şişenin arkasında Ahmet’i fark ettim.

Bizler 1980’lerdeki korku filmlerini izleyerek büyümüş bir nesil olduğumuzdan, karıncadan (Dev Karıncalar), arıdan (Katil arılar), kuştan (Kuşlar), oyuncak bebekten(Chucky) ve gözünü açınca yatağının dibinde ifadesiz bir suratla duran çocuklardan korkarız. Doğal olarak Ahmet’i fark edince zıpladım. Tabi benim zıplamamı Ahmet uyanmak olarak algıladı ve “Anne, al bu senin” dedi. (Dün gece onları uyuturken soda içmiştim ve şişeyi de odalarında bırakmıştım.)

Bizler maalesef RTÜK’e ve “aman çocuğun psikolojisine dikkat edelim” dönemine yetişemediğimizden, anneanne, babaanne ve muhtelif teyze,hala gurubunun anlattığı biraz dini içerikli korku dolu hikayeler, cadılı masallar ve çocuklara seyrettirilmemesi gereken korku filmleri ile büyüdük. Şuan doğal olarak geçmişin acısı çıkıyor.

Kim ne derse desin, Kuşlar filminde martının kızın elindeki sandviçi almak için kızı gagalamasından sonra hiçbir Allah’ın kulu bana kuşları sevdiremez. Ya da her korku filminde küçük çocuk anne ve babasının yatağına gece vakti gelip, ifadesiz suratı ile kendisine sarılmaya çalışan annesini bıçakladığını seyrettikten sonra, sabaha karşı yanıma gelen Ahmet’e de kuşku ile bakarım.

İşte bu sebepledir ki, psikolojinin, bilinçaltının karşısında saygı ile eğiliyorum.

Cumanız hayırlı, günleriniz korkusuz olsun.

Bilgen, kimnormalki

www.thesutlunuriye.blogspot.com

1 Kasım 2010 Pazartesi

Duyarlı Vatandaş

Biliyorsunuz bir bloğum var.

Hatta bloğuma reklâmda almaya başlayınca, işi büyüteyim dedim.

Bloğun tasarımını değiştirdim. Renklerle oynadım, şekil yaptım.

İşin içine reklâm girince de daha ciddi konularda yazayım bari diye word ekranını açtım. Siyasetten mi bahsetsem, borsadan mı, sivil toplum kuruluşlarından mı diye düşünmeye başladım.

Ama bu konuların hiçbirinin hayatımdaki ciddiyet oranları Ahmet’in çiş probleminden daha fazla olmadığını fark ettim.

Borsanın yükselmesini değil, artık kış geldiği için, çocukları götürebileceğim kapalı alanların olmasını istiyorum ben. Mesela artık her hafta bir çizgi film gelse de, çocukları götürsek.

Huu sivil toplum kuruluşları, dünyayı kurtaracağınıza çocukları götürebileceğimiz aktiviteler bulun, ama acil olsun. Çocuklar sıkılmaya başladı bile.

Bilgen,duyarlıvatandaş.

26 Ekim 2010 Salı

Oğlum Oğlum Paşa Oğlum

Geçen gün fark ettim ki benim fizyolojik yapım koca göbeğim, ağrıyan belim ve zayıf dizlerim yüzünden kesinlikle bir tuvalete eğilip, küçük bir kıçı yıkamaya uygun değil.

Hiç terlik giyme alışkanlığım olmadığından olsa gerek ki, maalesef o sevimli küçük yaratık tuvalette oturup, sadece çişini ya da kakasını yapması gerekirken, aynı zamanda seni yanında istediğinden ve ben çıplak ayakla taşa bastığımdan ve genelde ayaklarım buz gibi olduğunda terlik giymeyi akıl ettiğimden ve akıl ettiğimde “ben terlik giyip geleyim kuzum” dediğim de ise “bitti anne” dediğinden olsa gerek, sürekli bir kasıklarda üşütme ağrısına sebebiyet vermekte bu tuvalet eğitimi.

Elif Hanım’ın tuvalet eğitimi uzun süren klozette oturma seanslarından oluşmuş olmasına rağmen, Ahmet Bey, bu eğitimi kesinlikle red etmekte.

Kendisi çişini söylememe konusunda ısrarlı yaklaşımına karşılık benim pek ısrar edecek ergonomik yapım bulunmadığından bu yaşta olmasına rağmen daha bir kere olsun “çişim geldi” demedi. Ancak “eğitimin şart” olduğuna inandığımız için gönderdiğimiz okuldaki öğretmen hanımkızım artık bez bağlanmaması konusunda bizi uyardığı yazıyı gördüğümde, kendisine “buyur gel, sen öğret o zaman” demek geldi içimden ama ben eğitime ve eğitimciye saygılı bir anne olduğumdan bunu yapmak yerine çocuğun bezini çıkardım.

Çıkardım da ne oldu? Ahmet Bey klozete yapmamak için direndiğinden o gece 4 kere çarşaf ve pijama değiştirdim. Klozete azıcık yapıp 4 dakika sonra halıya işemeyi sevdiğinden ise beyaz sabun ile halı silme masraflarımız 3 katına çıktı.

Büyüklerin bir faydası olur belki diye babaanneme danıştım. Kavanoza işemekden hoşlanabileceği konusunda bir tüyo alınca elime geçen ilk kavanozu pipisine dayadım. Ahmet kavanoza baktı ve “bu küçük buna işemem”dedi. Başka bir kavanoz getirdim. “Bu gıdıklıyor” dedi. Diğer bir kavanoza “bu soğuk” dedi. En sonunda evdeki bütün kavanozları yere dizdim, hangisine işemek istediğini sordum. Allah Nescafe’den razı olsun, onun kıvrımlı kavanozuna işemek konusunda ikna oldu kendileri.

Bu süreç 3 haftadır devam ediyor. O işememek, ben de klozet ya da kavanoza işetmek için çabalıyoruz. Bakıcımız ütü yapmaktan, makine hergün çişli çamaşır yıkamaktan ben de kolundan tutup tuvalete götürüp saatlerce onu beklemekten yorulmuş olmamızın verdiği çaresizlik ile öğretmenini aradığımda “aa olur mu öyle şey, Ahmet bana çişi geldiğinde söylüyor, bende onu tuvalete götürüyorum” cümlesi ile modern eğitime olan inancım tamamen yıkıldı.

En iyi yöntem bildiğin yöntemdir.

Ahmet’i alıp Çilek mağazasına götürdüm. O tam istediği arabalı yatağa oturttum. Yatağı almam için yalvaran gözlerle bana baktı. Bende gülümsedim ve “ne zaman çişini söylersin, o zaman yatağı alırız” dedim.

Ahmet hâlâ 1-0 önde…

To be continued…

Bilgen,fedakaranne

24 Eylül 2010 Cuma

eğitim şart

Beni bilen bildiğinden olsa gerek şu üniversiteye başlama döneminde telefonum sürekli çalıyor. İnsanlarda haklı, herkesim tanıdığı başarılı ama parası olmayan bir sürü genç öğrenci üniversiteyi kazandı. Bursa veya desteğe ihtiyaçları var.

2 yıl öncesine kadar, bu tarz istekler geldiğinde kime rica etsek bir burs ayarlıyordu. Oysa şimdi burs bulmak iyicene zorlaştı. Bende artık çaresiz kalıyorum.

İşte bu sebepten ötürü, şuan elimde maddi yardıma ihtiyacı olan gençlerin bilgilerini gönderiyorum size; belki şu mübarek günde yardım edesiniz filan gelir.

Aşağıda bana gelen öğrencilerin kazandıkları okullar ve genel bilgiler var. İsimlerini vermeyeceğim. Eğer özel ilgilenmek istedikleriniz olursa diyaloga geçeriz.

Yardım yaparken de hangi öğrenciye yaptığınızı belirtirseniz hak geçmesin.

Öğrenciler

1) Eskişehir tarih öğretmenliği. İşçi bir ailenin oğlu.
2) Kocaeli Üniversitesi (bölümünü hatırlayamadım şimdi ama petro kimya gibi bişeydi). Kızımızın babası vefat etmiş. Ondan kalan maaş ile geçiniyorlar
3) Karaelmas üniversitesi kimya mühendisliği 3.sınıf. emekli bir ailenin kızı. (harç parasını hallettik yurt parası için para lazım)


Valla çocuk okutmak zor iş artık dostlar. Allah çocuğu olana güç kuvvet, yardımı seven bizlere de boş para versin ki fakiri fukarayı gözetelim.

Cumamız mübarek,
Cüzdanınız para dolu olsun.

Bilgen,eğitimşart