Nasıl tatile gidesim var anlatamam.
Ama tatil konusunda biraz kararsızım.
Mesela, güneye inip, deniz kenarında kalın bir kitabın sayfalarında dans ederken, kızgın güneş altında lahmacun olma şansı var. Hem ruhum, hem bedenim hem de gözlerim dinlenir bu tatilde.
Sabahtan giderim plaja. Benim vücut 3 dönüm olduğu için yağlanmam zaten yarım saat sürer. Sonra kurulurum şezlonga en gölgesinden. Ilık güney rüzgarı yosun, kum ve güneş yağı kokusunu getirirken burnuma, “ohh” derim “işte tatildeyim”.
En kalın kitaplarımı tatil için saklarım ben. Çünkü yapacak başka da bir şey olmuyor ki. Kalın kitabımın sayfaları arasına gömülmüşken, 18-25 yaş gurubu ablalar dikkatimi çeker. Kitabı göğsüme yaslar, nasıl bu kadar güzel vücutları olduğunu anlayamadığım ablaları seyrederim uzun uzun. Ablaların etrafındaki adamlara bakarım, beklentilere bakarım. Sonra elimdeki kitaba dönerim ve onlardan çok daha akıllıyım, diye kandırırım kendimi.
Ya da bir kültür turu olabilir. Mesela GAP veya ENDÜLÜS. Bilemiyorum.
Bir gurup tanımadığım insan ile aynı uçağa biner, sonra aynı otobüste hareket eder, en sonunda da aynı otelde kalırız. Ertesi günü kaynaşmış olurum kesin insanlarla ve içlerinden birileri kesin hiperaktif olur. Rehberle beraber bizleri sürekler durur oradan oraya. Oysa o kadar da dolaşmak istemiyorumdur ben. Şimdi şurada oturup bir kahve içsek de fena olmaz değil mi? Ama olmaz, illa o arkadaş görülecek bir sürü yer olduğunu düşünüp sizi sürükler. Birkaç gün sonrada gurupta “peşinden gidenler” ve “karşı çıkanlar” olmak üzere iki gurup oluşur. Hiçbir zaman lahmacun olamayacağınız bir seçenek olduğundan kafan dinlenmiş ama bedenin iki kat yorgun olarak geri dönersin.
Yok ben ne istediğimi buldum;
Atlıcan arabana, belki yalnız belki bi kuzen veya kanka ile. Yorulduğun ilde veya ülkede duracaksın. Plan yok. Program yok. Belki bir günde 5 şehir ezeceksin, belki de bir şehirde 3 gün kalacaksın. Lahmacun olmak istiyorsan lahmacun olacaksın, hiperaktif olmak istiyorsan hiperaktif olacaksın. Hem dinleneceksin, hem dinginleşeceksin, hem de aşacaksın.
Ama her şeyden önce para lazım.
Demek ki daha çooooook çalışacaksın.
Bilgen,heyözgürlük
29 Haziran 2009 Pazartesi
27 Haziran 2009 Cumartesi
Yıldızlı Gecelerde
Sağ olsun telefonumun şarjı akşamı zor ediyor.
Dün akşamda şarjım bitti. Şarj aleti annemlerde kalmış. Son birkaç “alo”dan sonra “bip” ve telefon kapandı.
Büyük bir çaresizlik içinde evi talan ettim acaba yedek bir telefon var mıdır diye? Nokia5110 na bile razıydım ama yoktu.
Terasa çıktım. Şezlonguma uzandım ve yıldızları seyretmeye başladım.
Korkunç bir yalnızlık çöktü içime. Çaresizlik elimi kolumu bağladı.
Cebimin şarjı yok.
Ev telefonum yok.
İnternet var ama dizüstü bilgisayarım işte.
İletişim çağında yaşıyorum ama tüm dünya ile iletişimim kopmuş durumda.
Birden fark ettim ki başımın üstünde ışıl ışıl parlayan yıldızlar var. Onları seyretmeye koyuldum. Ben daha önce nasıl fark edemedim bu yıldızları diye düşündüm. Karşıda parlayan karşı yakanın ışıklarına baktım. Sarılı beyazlı ışıkların sudaki yansımalarının oluşturduğu dansı seyrettim. Ilık rüzgârın tenimde bıraktığı ürpertiyi hissettim iliklerime kadar.
Hâlbuki ben neredeyse her akşam bu terasta oturup, denizi ve yıldızları seyredip rahatladığımı düşünürüm. Oysa ya telefonum çalardı ya da benim muhakkak birileri ile görüşme yapmam gerekirdi.
İlk defa dün akşam, ılık rüzgârlı terasımda, fıstık yeşili şezlonguma uzanıp, yıldızları seyrettim, hayal ettim, ümit ettim, gülümsedim.
Bilgen,ömrümcehepadımadım
Dün akşamda şarjım bitti. Şarj aleti annemlerde kalmış. Son birkaç “alo”dan sonra “bip” ve telefon kapandı.
Büyük bir çaresizlik içinde evi talan ettim acaba yedek bir telefon var mıdır diye? Nokia5110 na bile razıydım ama yoktu.
Terasa çıktım. Şezlonguma uzandım ve yıldızları seyretmeye başladım.
Korkunç bir yalnızlık çöktü içime. Çaresizlik elimi kolumu bağladı.
Cebimin şarjı yok.
Ev telefonum yok.
İnternet var ama dizüstü bilgisayarım işte.
İletişim çağında yaşıyorum ama tüm dünya ile iletişimim kopmuş durumda.
Birden fark ettim ki başımın üstünde ışıl ışıl parlayan yıldızlar var. Onları seyretmeye koyuldum. Ben daha önce nasıl fark edemedim bu yıldızları diye düşündüm. Karşıda parlayan karşı yakanın ışıklarına baktım. Sarılı beyazlı ışıkların sudaki yansımalarının oluşturduğu dansı seyrettim. Ilık rüzgârın tenimde bıraktığı ürpertiyi hissettim iliklerime kadar.
Hâlbuki ben neredeyse her akşam bu terasta oturup, denizi ve yıldızları seyredip rahatladığımı düşünürüm. Oysa ya telefonum çalardı ya da benim muhakkak birileri ile görüşme yapmam gerekirdi.
İlk defa dün akşam, ılık rüzgârlı terasımda, fıstık yeşili şezlonguma uzanıp, yıldızları seyrettim, hayal ettim, ümit ettim, gülümsedim.
Bilgen,ömrümcehepadımadım
24 Haziran 2009 Çarşamba
Kandil Kandil
Ben yarın İstanbul’dayım.
Tartılacağım.
O sebeple yarın ki mübarek üç ayların başlangıcı olan Regaip Kandilinizi kutlayamayabilirim diye şu yorgun halimle hemen mail atayım dedim.
Mübarek üç aylar hayırlara vesile olsun,
Kandilimiz ise kutlu olsun.
Bilgen,AMİİİNNNN
Tartılacağım.
O sebeple yarın ki mübarek üç ayların başlangıcı olan Regaip Kandilinizi kutlayamayabilirim diye şu yorgun halimle hemen mail atayım dedim.
Mübarek üç aylar hayırlara vesile olsun,
Kandilimiz ise kutlu olsun.
Bilgen,AMİİİNNNN
23 Haziran 2009 Salı
Hayat Bilgisi
Hatırlar mısınız ilkokuldayken “Hayat Bilgisi” dersi vardı. Bu derste bize mevsimleri, haftaları ve insanların dönemsel davranışlarını öğretirlerdi.
Neler anlatılıyordu o derslerde nerler!! Patlıcan, domates yaz sebzesi, karnabahar,lahana kış sebzesidir. Annelerimiz kışa hazırlık olarak reçel kaynatır, turşu kurar, tarhana yaparlar.
Derse bak ya, benim gibi feminist bir insan için ne kadar sıkıntılı bir ders. Anne tarhana yapar, baba televizyon izler. Bari de ki anne tarhana yapar, baba odun kırar J
Hoş artık ne reçel kaynatılıyor ne de turşu kuruluyor. Bizim kuşat evde kaldığı belli dönemlerde can sıkıntısından belki 2 kilo portakaldan reçel yapıp, sabah kahvaltılarında altın sarısı reçelleri ile övünerek afiyetle yemişlikleri vardır. Bende bir ara sütlerin kaymağını biriktirip tereyağı yapıyordum. Heves işte, çabuk geçiyor.
Ama kış geldiğinde de et suyuna yapılmış, mis gibi domates kokan tarhana çorbası gibisi de yoktur. Birkaç yıl öncesine kadar babaannem yapıyordu ve biz de ondan otlanıyorduk. Artık babaannemde yeni yüzyıla uydu ve kendi yapmak yerine, temizliğini bildiği evinde yapıp satanlardan alıyor.
Eğer sizde almak isterseniz kış için tarhana yapmaya başlamışlar. Siparişe göre yapıyorlar.
Eee yazdan kışa hazırlık yapmazsanız, sonra soğuk kış gecelerinde ağustos böceği gibi sıcacık çorba içen karıncaya melül melül bakarsınız.
Bilgen,çokuykumvar
Neler anlatılıyordu o derslerde nerler!! Patlıcan, domates yaz sebzesi, karnabahar,lahana kış sebzesidir. Annelerimiz kışa hazırlık olarak reçel kaynatır, turşu kurar, tarhana yaparlar.
Derse bak ya, benim gibi feminist bir insan için ne kadar sıkıntılı bir ders. Anne tarhana yapar, baba televizyon izler. Bari de ki anne tarhana yapar, baba odun kırar J
Hoş artık ne reçel kaynatılıyor ne de turşu kuruluyor. Bizim kuşat evde kaldığı belli dönemlerde can sıkıntısından belki 2 kilo portakaldan reçel yapıp, sabah kahvaltılarında altın sarısı reçelleri ile övünerek afiyetle yemişlikleri vardır. Bende bir ara sütlerin kaymağını biriktirip tereyağı yapıyordum. Heves işte, çabuk geçiyor.
Ama kış geldiğinde de et suyuna yapılmış, mis gibi domates kokan tarhana çorbası gibisi de yoktur. Birkaç yıl öncesine kadar babaannem yapıyordu ve biz de ondan otlanıyorduk. Artık babaannemde yeni yüzyıla uydu ve kendi yapmak yerine, temizliğini bildiği evinde yapıp satanlardan alıyor.
Eğer sizde almak isterseniz kış için tarhana yapmaya başlamışlar. Siparişe göre yapıyorlar.
Eee yazdan kışa hazırlık yapmazsanız, sonra soğuk kış gecelerinde ağustos böceği gibi sıcacık çorba içen karıncaya melül melül bakarsınız.
Bilgen,çokuykumvar
20 Haziran 2009 Cumartesi
OLMAZ MI?
3 ay olmuş onu görüp kalbi çarpmaya başlayalı.
Kaçamak bakışlar, imalı laflar, belli belirsiz kurlar ile kalbi bir yanmış bir sönmüş.
En sonunda duygularını itiraf etmişler birbirlerine.
Gözlerinin içi parlıyor.
Hani aşık insanların etraflarına yaydıkları, neredeyse elleyebileceğiniz bir tılsımları vardır, o tılsım alıp götürür seni de onun mutluluğuna. Onun anlattığı hikayeleri dinlerken bende gittim onun mutluluğuna. Midesinde uçan kelebekleri gördüm, ellerinin durup dururken terlemesini gördüm, bir önceki buluşmanın beynindeki tekrarını gördüm.
Hele onu anlatmaya başladığındaki sevinci, yüzündeki mutluluğu beni de mutlu etti. Onu bulup tebrik edesim geldi bir insanı bu kadar mutlu ettiği için.
“Bak şu saat oldu aramadı hâlâ” dedi.
“Allah Allah adamın işi vardır. 15 yaşında mısınız siz de sürekli telefonlaşacaksınız.” Dedim biraz önceki anlamsız sızlanmasına kızarak.
“Ama 15 de hissediyorum” dedi
Ben bir şey anlatırken daldı gitti birden. Yüzünden bir bulut geçti. Sonra yüzüme en masum bakışı ile bakıp “Kokusunu özledim” dedi.
İçim cız etti.
Bu anların bitecek olması ne kadar acı. Onun gözlerindeki mutluluğun yerini değişik sıkıntıların bulutları kaplayacak. Artık elleri titremeyecek onu düşündüğünde. Belki hep sevecek ama bu coşku olmayacak işte.
Peki bitmeme ihtimali var mı?
Tamam ilk günlerin dozajında olmasın da biraz daha azalsın ama bitmesin.
Bunun olma ihtimali var mı?
Bilgen,özledim
Kaçamak bakışlar, imalı laflar, belli belirsiz kurlar ile kalbi bir yanmış bir sönmüş.
En sonunda duygularını itiraf etmişler birbirlerine.
Gözlerinin içi parlıyor.
Hani aşık insanların etraflarına yaydıkları, neredeyse elleyebileceğiniz bir tılsımları vardır, o tılsım alıp götürür seni de onun mutluluğuna. Onun anlattığı hikayeleri dinlerken bende gittim onun mutluluğuna. Midesinde uçan kelebekleri gördüm, ellerinin durup dururken terlemesini gördüm, bir önceki buluşmanın beynindeki tekrarını gördüm.
Hele onu anlatmaya başladığındaki sevinci, yüzündeki mutluluğu beni de mutlu etti. Onu bulup tebrik edesim geldi bir insanı bu kadar mutlu ettiği için.
“Bak şu saat oldu aramadı hâlâ” dedi.
“Allah Allah adamın işi vardır. 15 yaşında mısınız siz de sürekli telefonlaşacaksınız.” Dedim biraz önceki anlamsız sızlanmasına kızarak.
“Ama 15 de hissediyorum” dedi
Ben bir şey anlatırken daldı gitti birden. Yüzünden bir bulut geçti. Sonra yüzüme en masum bakışı ile bakıp “Kokusunu özledim” dedi.
İçim cız etti.
Bu anların bitecek olması ne kadar acı. Onun gözlerindeki mutluluğun yerini değişik sıkıntıların bulutları kaplayacak. Artık elleri titremeyecek onu düşündüğünde. Belki hep sevecek ama bu coşku olmayacak işte.
Peki bitmeme ihtimali var mı?
Tamam ilk günlerin dozajında olmasın da biraz daha azalsın ama bitmesin.
Bunun olma ihtimali var mı?
Bilgen,özledim
18 Haziran 2009 Perşembe
DİYETTE MİYİM,OLMAZZZ OLAMAZZZ 4
Üzerimde bir gece öncesinin uykusuzluğu ile klimaların soğuttuğu hastanede tedirgin şekilde bekliyorum. Sekreter kızcağız tedirginliğimi anlamış olacak ki göz ucu ile bana bakıp gülümsüyor.
15 gün oldu.
Ağzıma Ülker’in sütlü kare çikolatasını atmayalı, bir bahane ile mutfağa inip bir kaşık Nutella’na boğazımdan kayarken “hııım” diye keyif sesleri çıkarmayalı, beyaz ekmeği ellemeyeli, bol şekerli Türk kahvesi höpürdetmeyeli 15 gün oldu.
Birazdan içeri girip tartılacağım, yağım ne kadar gitmiş, kilo ne olmuş, belim ne kadar incelmiş göreceğim.
Ama aslında pek de önemi yok. Çünkü bu sabah pantolonumu giydim, fermuarı çekmek için uğraştım durdum ama fermuar çekilmiyor, “eyvah bozuldu galiba” diye düşünürken, aaa bi baktım meğer fermuar çekik. “Hay Allah uyku sersemi pantolonu fermuarı kapalıyken giymişim” dedim ve güldüm. Sonra idrak ettim. Ben bu pantolonu aldığımda fermuarını zor çekiyordum. Heeeyyy yaşasıııınnnn zayıflamışıııımmmmmmm!!!!
Zerrin Hanım suratında kocaman gülümseme ile beni karşıladı. Hemen tarttı.
2.5 kilo vermişim. 15 gün ve 2.5 kilo.
“Bilgen Hanım, adınızı “başarılılar listesine” yazıp panoya asabilir miyim?” dedi Zerrin Hanım
“İstersen bir de çiçek çiz yanına” diyesim geldi ama vazgeçtim. Fazla samimi olmayayım dedim, ne de olsa birazdan yeni liste için savaşacağız.
Bilgen,uykusuzamamutlu
Not: İyi savaştım ve haftada bir kere gofret yeme izni aldım.
15 gün oldu.
Ağzıma Ülker’in sütlü kare çikolatasını atmayalı, bir bahane ile mutfağa inip bir kaşık Nutella’na boğazımdan kayarken “hııım” diye keyif sesleri çıkarmayalı, beyaz ekmeği ellemeyeli, bol şekerli Türk kahvesi höpürdetmeyeli 15 gün oldu.
Birazdan içeri girip tartılacağım, yağım ne kadar gitmiş, kilo ne olmuş, belim ne kadar incelmiş göreceğim.
Ama aslında pek de önemi yok. Çünkü bu sabah pantolonumu giydim, fermuarı çekmek için uğraştım durdum ama fermuar çekilmiyor, “eyvah bozuldu galiba” diye düşünürken, aaa bi baktım meğer fermuar çekik. “Hay Allah uyku sersemi pantolonu fermuarı kapalıyken giymişim” dedim ve güldüm. Sonra idrak ettim. Ben bu pantolonu aldığımda fermuarını zor çekiyordum. Heeeyyy yaşasıııınnnn zayıflamışıııımmmmmmm!!!!
Zerrin Hanım suratında kocaman gülümseme ile beni karşıladı. Hemen tarttı.
2.5 kilo vermişim. 15 gün ve 2.5 kilo.
“Bilgen Hanım, adınızı “başarılılar listesine” yazıp panoya asabilir miyim?” dedi Zerrin Hanım
“İstersen bir de çiçek çiz yanına” diyesim geldi ama vazgeçtim. Fazla samimi olmayayım dedim, ne de olsa birazdan yeni liste için savaşacağız.
Bilgen,uykusuzamamutlu
Not: İyi savaştım ve haftada bir kere gofret yeme izni aldım.
17 Haziran 2009 Çarşamba
DİYETTE MİYİM,OLMAZZZ OLAMAZZZ 3
Belim tutuk.
2 gündür evdeyim ve digitürk kumandası ile yapışık yaşıyorum.
Bir de derler ki şu televizyon gereksiz diye. Oysa ben şu iki günde ne çok şey öğrendim.
Mesela; çikolatadan araba yapmayı, soslu somon balığı pişirmeyi, Sindirella’daki prensin aslında ayakkabı olmadan da gerçek aşkını bulabildiğini, Disney kanalının ne kadar faydalı olduğunu, 157 kilodan 80 kiloya düştüğünde vücudunun çuval gibi sarktığını.
Bu son yazdığım maddeyi ilk gün öğrendim ve 2 gündür aklımda kadını nasıl kestikleri, deriyi nasıl elektrikli cihaz ile kopardıkları ve sonra nasıl diktiklerini seyrettim. Nasıl ürktüğümü anlatamam. Yani zayıflamak zaten dert bir de zayıflama sonrası çekilecek eziyetler var. Off dedim, daraldım.
Sonra aklıma sevgili arkadaşım Serra geldi. Serra’nın bir güzellik salonu var ve orada bir cihazı var. Kızcağız ne zaman diyete başladım desem, “Bilgencim gel vella smooth’a gir de deri sarkması yaşamayalım” der durur.
Bugün koşarak Epilazer’e gittim ve randevumu aldım.
Bekle podyumlar ben geliyorum.
Bilgen,süperimsüperimsüperim
2 gündür evdeyim ve digitürk kumandası ile yapışık yaşıyorum.
Bir de derler ki şu televizyon gereksiz diye. Oysa ben şu iki günde ne çok şey öğrendim.
Mesela; çikolatadan araba yapmayı, soslu somon balığı pişirmeyi, Sindirella’daki prensin aslında ayakkabı olmadan da gerçek aşkını bulabildiğini, Disney kanalının ne kadar faydalı olduğunu, 157 kilodan 80 kiloya düştüğünde vücudunun çuval gibi sarktığını.
Bu son yazdığım maddeyi ilk gün öğrendim ve 2 gündür aklımda kadını nasıl kestikleri, deriyi nasıl elektrikli cihaz ile kopardıkları ve sonra nasıl diktiklerini seyrettim. Nasıl ürktüğümü anlatamam. Yani zayıflamak zaten dert bir de zayıflama sonrası çekilecek eziyetler var. Off dedim, daraldım.
Sonra aklıma sevgili arkadaşım Serra geldi. Serra’nın bir güzellik salonu var ve orada bir cihazı var. Kızcağız ne zaman diyete başladım desem, “Bilgencim gel vella smooth’a gir de deri sarkması yaşamayalım” der durur.
Bugün koşarak Epilazer’e gittim ve randevumu aldım.
Bekle podyumlar ben geliyorum.
Bilgen,süperimsüperimsüperim
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)