16 Ocak 2014 Perşembe

Heyecanla Bekliyorum

Yaş otuzu geçince, her gelen yaşı sevgiyle kabul etmek için hep bir şeyler ekledim başına, sonuna ve bir konsept belirledim kutlamalar için.
Mesela 34 yaşıma bastığımda kocaman, şaşalı bir parti verdim. İnsanların beni aldıkları hediyelerle şımartmalarına izin verdim ve dedim ki “Artık 34 yaşındayım, ben İstanbul’um. Fethim zor, fatihim tek”. Bütün yılda bu keyifle geçirdim, tabi ne fatih geldi ne de fetih oldu.
Sonra yaş oldu 35. Dedim ki “Ben İzmir’im. Hep sıcak, hep neşeli”. İzmir konsepti olarak da kimseden maddi hediye kabul etmedim, dedim ki herkes bir şey düşünecek ve yapacak. Gerçekten çok yaratıcı hediyeler aldım ve sımsıcak dostluklar, bol kahkahalarla tam adı gibi geçti.
Evet doğumgünüm geliyor ve biliyorum kutlamalar için şimdiden sizde de heyecan başladı. Acaba bu sene Bilgen’e nasıl bir konsepte sunacağız tebriklerimizi diyorsunuz.
Yaş 36 oluyor bu sene. Konsepti buldum; “ikinci 18”
36 hangi ile denk geliyorsa da o ilin özellikleriyle de bu yaşa uygun slogan bulacağım kendime, dedim.
Googleda 36 neresi diye baktım.
KARS
Eski kaşarı ve kazı meşhur!!!!!!
Allah’ım beni nasıl bir yıl bekliyor!!!!!!!!!!

Bilgen,themelek

29 Aralık 2013 Pazar

Ver Allah'ım Ver

Yıl bitiyor.
Her sene yeni yıl listesi yaparım.
Bu sene yapmayacağım.
Yok kilo vereceğim, yok 15.000 kitap okuyacağım, yok oraya gideceğim, yok çocuklara daha çok zaman ayıracağım. Bu sene yok arkadaşım.
Bu sene, dimdik duracağım, kollarımı kocaman açacağım ve gelen her şeyi sevgiyle kabul edeceğim. Golü nasıl atarım diye düşünmek yok bu sene. Gelen toplara yerine göre göğsümde yumuşatır, yerine göre ayağımda oyalar yerine göre de abanır vururum. Gol olur, olmaz bilemem, ben olması için vuruşumu yapacağım. Olana sevgim sonsuz ne de olsa.
Ama illa bir şey dile bu yıl diyorsanız, bolluk diliyorum. Her nerede sıkışmışsam orasının bollaşmasını istiyorum. Bolluk bilincinin beni kucaklamasını ve hayatımı süslemesini istiyorum.
O zaman hepimize bol yıllar.

Bilgen,themelek

23 Aralık 2013 Pazartesi

Prenses'in Ekibi

Adnan Menderes Havalimanındayım.
Sırtımda çantam, yanımda tekerlekli bavulum.
İzmir’den dönüyorum, mucize kursundan.
Hiç masa başı bir iş hayal etmedim ben. Hep gezeceğim bir işim olsun istedim. Uçak seferleri, araba seyahatleri, otel konaklamaları istedim. Gittiğim yerde gülümsenerek karşılanmak istedim. Ne iş yapmalı diye düşünürdüm, pop star mı olsam? Ama ses berbat, tiyatro filan dedim, yetenek sıfır. Denetçi filan olmalı dedim ama hiç sınava girecek, uzmanlaşacak sabrım yoktu.
En sonunda tıkılıp kalmıştım bir ofise. Seyahatler filan tamamen gençlik hayali olarak kalmıştı. Eee, herkes her istediğini elde edemez diye, iç geçirip duruyordum.
Sonra nefesle tanıştım.
Ve şuan hayalimi yaşıyorum.
Sürekli seyahat ediyorum. Otelleri seviyorum. Gittiğimde yerde beni sevgiyle karşılayan insanları seviyorum, ekibimi seviyorum.
Ve ekibim…
Ben takım çalışmasına inanmazdım. Bir şeyin güzel yapılmasını istiyorsan kendin yapacaksın, derdim hep ve kimse senin arkanı toplamaz, kimse sana destek olmaz, ben kontrol etmezsem muhakkak bir eksiklik çıkar.
Oysa şuan mükemmel bir ekibin içindeyim.
Pazartesi ve Salı günü Maltepe Belediyesi’nin desteği ile Maltepe halkına 2 günlük nefes çalışması yapacağız. Sevgili Betül, her şeyi halletti. Görüşmeler, matlar, torbalar, formlar, yazı tahtası bile. O gün ekipten kimler gelecek, kaçta orada olacağız, içeceğim suyu bile ayarladı.
Ve  sevgili ortağım, yol arkadaşım Bülent, “şunlar,şunlar istanbula Betüle bırakılmalı” dedim. Sadece “tamam” dedi.
Annem ve babam. İzmir’den İstanbul’a uçmam gerekecek, çalışma var dedim. Çocukları merak etme, dediler sadece.
Ben İstanbul’a indiğimde biliyordum ki çocuklarım şuan sevgi dolu bir evde uykudalar, İzmit’ten eşyalarım Betül’e ulaştırıldı ve  Betül ise zaten mükemmel bir çalışma ile her şeyi hazırlamıştı.
Kendimi şuan bir prenses gibi hissediyorum. Kabarık eteğimi tutup, parmak ucunda narin adımlarla yürüyerek gezeceğim nerdeyse.
Ve sadece şükrediyorum varlıkları için hayatımdaki insanların hepsine.
Bilgen,themelek

Not: Yazıyı dün gece yazdım ve şimdi yayınlayacağım. Süper bir nefes ekibiyle, süper bir ilk gün geçirdik. Işıl ışıl parlayan gözleri ve o hiç bitmeyen enerjileri ile orda olan Betül, Şebnem, Aynur, Birsen, Şule, Özge, Nevra ve Neşe’ye  çoooook teşekkürler.

10 Aralık 2013 Salı

HER ŞEY OLDUĞU HALİYLE MÜKEMMEL

Biraz önce yağan karı seyretmek için mutfak camının önüne gittim.
Kar durmuş.
Dikkatimi karşı apartmanın sakinleri çekti.
Mesela şu ikinci katta oturanlar, her gece yatarken aspiratörün ışığını açık bırakıyorlar. Mutfak loş, sarı bir ışıkla doluyor. Anlayamadığım bir huzur veriyor o mutfağı seyretmek bana.
Onların 2 üstünde sağ tarafta oturanların ise kalın, kırmızı perdeleri var ve ışık açık olduğunda, dışarıya kırmızı bir renk veriyor, bu da güldürüyor beni.
Sanırım onun bir üstünde öğrenciler var, çünkü perdeler hep yamuk yumuk, yarı açık, bir kısmı kornişten çıkık. O camı gördüğümde sohbetler geliyor aklıma öğrenciyken yaptığım; Türkiye’yi, ekonomiyi, insanları nasıl kurtardığımız.
Bak öğrencilerin çaprazındakiler ise gece kaçta kalkarsam kalkayım hep salon ışıkları açık, uyumuyorlar mıdır nedir? Ama uykusuz geçen gecelerimde onların ışığını görmek bana güven veriyor.
En alttaki dairelerin camlarında ferforjeler var ve bu bana dünyada bir yerlerde kötülükler yaşandığını hatırlatıyor.
Kimi perdeler katlamalı, kimi camdan cama, kimi kalın, kimi mor.
Ama hepsi tam ve olması gerektiği gibi. Her biri içimdeki bir duygunun yansıması, her biri bana ait ve her biri aslında benim için oradalar.
Her biri bana aslında birbirlerinden ne kadar farklı olduklarını anlatıyor. Tüm farklılıklara ise ne kadar çok ihtiyacım olduğunu fark ediyorum. Aynı yaşadığımız hayat gibi. Herkes, her olay ve hatta yaşanan aynı olayın bile birkaç insandan dinlenişi bile farklı. Ama tüm bu farklılıklar zaten dünyayı dünya yapıyor ve onu muhteşem kılıyor.
Bir kez daha fark ediyorum ki, her şey tam olması gerektiği gibi ve olduğu haliyle mükemmel.
Yaşadığım her şey için bir kez daha şükrediyorum.

Bilgen,uyuartık

7 Aralık 2013 Cumartesi

FALCI BANA TALİHİN GÜLECEK DEDİ

Dediler ki süper bir falcı gelmiş. Gidemedim.
Yok o gitmiş, şöyle süper; bu gitmiş, acayip biliyor. Gidemedim.
Aaa sen daha gitmedin mi, onlar bile gitmiş, dediler. Artık olmayacak böyle dedim ve kalktım gittim.
Geçtim karşısına oturdum.
-merhaba, hoşgeldiniz, adınız nedir? Dedi
- bilgen, dedim
- ne burcusunuz?
- kova.
- size hem kahve falı hem tarot birlikte bakacağım, şu kartlardan 10 tane seçin lütfen ama lütfen enerjinizi verin ve hissederek seçin.
Önümde duran ters tarot kartlarına baktım. Tüm enerjimi vermeye çalışarak kartları seçtim.
-          Eveeet bilgen, çok güçlü bir kadınsın. Sevdiklerin için fedakârlıktan kaçınmıyorsun ama bazen ben bunu hak etmedim diyorsun, değil mi? Dedi. Güldüm.
-          Yani aslında fedakarlık ateş üstündeki düdüklü tencere gibidir, her an patlayabilir. Ancak ben biliyorum ki fedakarlık denen şey aslında kar için bir şeyleri feda etmektir. Peki kar için feda ediyorsam, ben bunu hak etmiyorum demek saçmalık değil mi? Benim kendi hayatımın senaryosunu yazma gücüm varken bu kurban rolü komik aslında diye başlayan cümlelerim aktı gitti.
Kadın kocaman gözlerle bana bakıyordu. Söyleyecek sözü yoktu, dondu kaldı. Kendine geldiğinde;
-          Sizin gibi bir insanla hiç tanışmadım ben, muhteşemsiniz, dedi. Güldüm. Kalkarken kartımı verdim.
Peki ben artık nasıl fal baktıracağım?

Bilgen,yolvaratvarkuşvar

28 Eylül 2013 Cumartesi

Erkek Dediğinin Fonksiyonlusu Makbul mü?

Elinde kahvesi ve buğulanmış gözleriyle bana baktı.
Ne yapması gerektiğini bilmiyordu.
“o hem kocam, hem iş ortağım hem en iyi dostum. Ama artık onu kocam olarak istemiyorum. Boşanmak istiyorum ama ofis ne olacak, dostluğumuz ne olacak?” dedi
Endişesini anlıyordum aslında. Evlilikleri bittiğinde bunca yıllık dostunu da kaybetmekten korkuyordu. İş ne olacaktı? Onlar ortakken bir takım ve güçlüydüler. Tüm bunlar ne olacaktı?
O bana endişelerini anlatırken aklıma ofislerde kullandığımız yeni yazıcılar geldi. Hani hem yazıcı, hem tarayıcı, hem fotokopi makinesi, hem faks olan şu teknoloji ürünleri. Tek alette birçok özelliğin barınıyor olması ne kadar hoşumuza gidiyor değil mi? Oysa kartuş bittiğinde hem fotokopiyi, hem yazıcıyı hem de faksı kaybediyoruz. Yeni kartuş gelene kadar tüm fonksiyonları duruyor. Kartuş bitmesi belki geçici bir aksaklık da ya yazıcı kısmı bozulursa? Servise yolluyorsunuz ve diyorlar ki, tamir ettirirseniz 200tl, yenisi zaten 300tl.
Ya yazıcı kısmı bozulursa ve tamir olmazsa?
O zaman hem yazıcımızı, hem tarayıcıyı, hem faksı kaybetmiyor muyuz?
Ya bir sevgili ya da eş hayatımızdan gittiğinde, sadece giden eş yada sevgili mi?
Bir aletten ya da insandan birçok özelliği barındırmasını istemek arızanın asıl nedeni mi?
Bu aleti hiç bozulmayanınız var mı?
Ya da yazıcıyı ayrı, faksı ayrı, fotokopiyi ayrı mı almalıyız?
Sen ey sevgili, hem aşk, hem dost, hem yoldaş olabilir misin hiç bozulmadan?

Bilgen,themelek

22 Eylül 2013 Pazar

Eğitmenlik Dediğin

Senin için eğitmenlik nedir, diye sordu Serap
Bir martı gibi özgürce uçmak, dedim. Hiçbir bağın olmadan ister bir vapurun arkasında uç, ister evlerin üstünde. Kanatlarında rüzgarı hissetmektir, eğitmen olmak, dedim.
Serap’ın rengini asla tanımlayamadığım gözlerine baktım.
Ama, dedim eğitmen olarak tanımladığımız birçok insanın bir martı gibi uçmadığını görüyorum, neden onlara eğitmen diyoruz.
Güldü; biz sizden bazı kriterler istiyoruz, mesela eğitimlere katılmak gibi. Bunu yaptıysa, işte kanatların var diyoruz. Kendini aşkla bu işe adadığında, işte bu da kuyruğun diyoruz, sertifikalı koçsun, bu da gagan. Sen bir martısın artık, hadi gel uçmayı öğren diyoruz. Bunu öğretmek içinde eğitimi açıyoruz. Eğitim bittiğinde, biz sana uçmayı öğretmiş oluyoruz ama sen uçarsın uçmazsın o senin bileceğin iş.
Eğitmenlik eğitiminde uçmayı öğrendim. Nevşah’ın yanında birkaç uçuş yaptım ve kanatlarımda ılık rüzgarı hissettim, bulutların içine girdim, güneş ışıkları ile tüylerim parladı. Denize doğru iniş yaptım, kanadımı suya değdirdim. Birden yine göğe doğru uçtum, güneşi hissettim. Taklalar attım havada, dans ettim. Uçmanın dayanılmaz hafifliğini, özgür olmanın özümde bıraktığı tadı hissettim ve yeniden Nevşah’ın yanına kondum.
Ve Nevşah dedi ki; NFS size uçmayı öğretiyor, bunun için ne yapmanız, ne yapmamanız gerektiğini söylüyor, gösteriyor.. Çünkü NFS'nin yuvası, özü çok yukarılarda, gökyüzünden bile ötede ve ancak çok iyi uçmayı öğrendiğinizde gelebilirsiniz o yüksek diyarlara.. Ve ancak oraya geldiğinizde, özünüze ve yuvaya ulaştığınızda anlayabilirsiniz NFS'yi.. 

O nedenle uçmak ve en tepedeki yuvamıza, yüksek ihtimallerine ulaşmak isteyenleri görüyoruz, biliyoruz, onlarca kişi arasından seçiyoruz, önce tüm bilgileri veriyor, uçmayı öğretiyor sonra onlara her seviyede destek veriyoruz, eğer hala yapamıyorlarsa dua ederek, bilerek, isteyerek ve hatta bazen de iterek yere geri bırakıyoruz.. 

Yılların tecrübesiyle öğrendiğim birşey var; uçmayı ne kadar iyi öğretebildiğim sizin uçmayı ne kadar istediğinizle doğru orantılı :-)) 

Ve kanatlarımı açtım
Ve derin bir nefes aldım
Ve artık uçuyorum.
Haydi sizde gelin, hep beraber uçalım.

Bilgen,theeğitmen