8 Ağustos 2008 Cuma

KELEBEK

Yaşlandıkça tahammül edebildiğim şeyler azalmaya ve değişmeye başladı.

Dizilere bakıyorum. “Hamile olduğumu Ahmet’e söylemeyeceksiniz, bana yemin edin” dedi kız. Aman Allah’ım kesinlikle söylemiyorlar. Aşağılanıyorlar, dışlanıyorlar ama söylemiyorlar. Değer mi bunları çekmeye kardeşim, dünya dönüyor, sen yemininden dönmüşsün çok mu? Ayrıca nedir bu devlet sırrı mı? Hiç mi yaşadığınız yerde dedikodu yapılmıyor? Hiç mi fısıldaşılmıyor? Ayrıca ne demek Ahmet duymasın ya, Ahmet çocuğun babası değil mi? Bu çocuk ile ilgili beraber karar vermeniz gerekmiyor mu?

Peki ben neden bu aptallıkları seyrediyorum?

Çünkü ilk bölümlerinde aşk vardı. Birbirlerinin gözlerine içine sımsıcak bakışlar, ilk el tutuştaki heyecanlar, ilk öpüşmedeki uçuşan kelebekler vardı.

Eee Bilgen Hanım, kelebekler uçmuş işte, neden yine kelebek gelir diye bekliyorsun?

Bilgen,kelebeklernegüzel

4 Ağustos 2008 Pazartesi

...

Ölebileceği hiç aklıma gelmezdi.
Doğduğum günden beri yanımda ama tam yanımdaydı.
Kocasına annesinin ciğeri söktürttüren gelinin, Ayetel Kürsi’yi bilmeyen hizmetçinin, altıntopu olan fakir ile mutsuz zenginin hikâyelerini ondan öğrendim ben.
Kuzenler var ise oturma odasına serilen yer yatağına dizilmiş şekilde, kuzenler yok ise, onun koynunda yatarak; kendi uydurduğu masal kahramanı “Yarımgöt”ün maceralarını ondan dinledim ben.
Bizleri eğlendirmek için “farfelli farafarafelli” diye, saklanan cismi bulma oyunları oynardı bizimle. Emekli maaşına kola ve benzeri ürünler dayanmadığı için torunlar geldi mi, limonatanın içine karbonatı atar karıştırır, köpüren limonatamız bardaktan taşmasın diye deli gibi içme yarışı yaptırırdı bize.
Erkek arkadaşınızı anlatabildiğiniz, nazar olduğunuzda kendinizi okutturabildiğiniz, çocuğunuzu emanet edebildiğiniz, yaşamınızın her anında yanınızda olan çok iyi bir anneanne idi o.
Kimi zaman çok özlediğim, kimi zaman kızıp ölmez de beni öldürür dediğim en yaşlı arkadaşımdı o.
Ama öldü.
Anneanneler ölür müydü ya!!!
Bilgen...

1 Temmuz 2008 Salı

Nerden Nereye

Sene 1994.

Üniversitenin ilk günleri.

Bizler daha lise konumundan çıkamamışız*.

Ders “İktisada Giriş”. Değerli Prof dedi ki, herkes bir iş planlasın. Hayali olarak şirketi kurun, kaç kişi çalıştıracaksınız, ne kadar maaş, ne kadar gelir vs vs vs.

Ben tabi girişimci ruh olarak, işletmeyi kazandığımı öğrendiğim günden beri habire kafamda şirketler kuruyorum, bilgisayar oyunlarında sürekli kârdayım.

Projesini ilk anlatan olarak gururla ayağa kalktım ve dedim ki “Ben temizlik şirketi kuracağım.” O zaman sevgili kankalarım Halil ve Evren benimle dalga geçmişlerdi. Ben de tabi küçük şehirden İstanbul’a göçmüş saf bir kız çocuğu olarak çok bozulmuştum.

Bugün temzilik ekiplerini gönderdiğim takvimi düzenlerken aklıma geldi o günkü olay. Şaka maka temizlik şirketi işi de tamam. İşte bazen denk geliyor böyle Yaradan içimden geçeni kabul ediyor. Hayır, ne zaman kabul ettiğini bilsem ona göre dileyeceğim.

Yaradan’ın asıl istediklerinizi duyması dileğimle,
Bilgen,benaslındayazarolmakistiyorum

Lise konumundan çıkmamak: Okey, king, batak oynamak veya Taksim’de dolanmak yerine derse girmek.

24 Şubat 2008 Pazar

ADAM GİBİ KIŞLAR

Aslında yalan değil soğuğu özlüyorum. Adam gibi kış olmasını, üşümeyi, titremeyi, sıcak bir mekâna girince ki o rahatlama hissini…

Eskiden kışlar adam gibi kış olurdu. Soğuk olurdu. Eldivenin ne işe yaradığını, atkının neremizi koruduğunu anlardık. Paltonun en kalınını alır, çorabın yünlüsünü tercih ederdik. Çünkü üşürdük. Adam gibi üşürdük ve üşüyen vücudlarımız dua ederdi biran evvel yaz gelse diye.

Geçen sene adam gibi üşümedi bile vücudum da yaz geldiğinde şaşırdı ondan. Hatta hiç uçlardaki harareti yaşamadığımdan denize bile girmek istemedim nedense.

Bu sene de pek farklı değil. Birkaç gün üşüdük adam gibi, gerisi hep bahar havası.

İşin kötü tarafı, bu durum aşkları da etkiliyor.

Aşkın her mevsime yansıması farklıdır ve kışlar bu yansıma için çok güzel dönemleridir.

Zaten soğuktan dolayı bir sığınma güdüsündedir insan. Kanı donmuştur, ruhu donmuştur, elleri donmuştur. Aşkın gelişiyle başlayan kalpteki bu hareket ve heyecan donmuş olan ruhu, kanı ve elleri ısıtır. İnsana kutuplarda Antalya sıcaklığı yaşatır. İnsanlar sanarlar ki soğuktandır yanaklarının kırmızılığı, hâlbuki aşktandır, sıcaktandır, mutluluktandır.

Fiziksel temaslar ise ayrı bir keyiftir üşüyen vücutlarda. Nedense birisi daima daha sıcaktır, hatta sımsıcaktır. İlk elele tutuşta sıcak elin soğuk ele değişi ve yayılan sıcaklık insana “tamam” dedirtir, “işte ruh ikizimi buldum. İşte beni tamamlayan eşe kavuştum.” Bu mükemmel bütünleşmenin etrafınızı sardığı bulutların üzerinde koşarsınız kış günlerinde sevdiğinize.

Yazın sevdiğinizin mis kokulu tenine dokunmanız çok kolaydır. Ya kolu açıktadır, ya omzu açıktadır, ya da en basiti elinde eldiven yoktur, içinde atlet yoktur. Ne zaman bir destek bir dayanak isteseniz dokunabilirsiniz bu kutsal tene.

Oysa kışın, tene ulaşmak zordur. Ona her dokunmak istediğinizde ya bir eldiven çıkmalıdır elden, ya da bir palto belki bir kazak. Bu çıkarışları ise sabırla beklemek zorundasınızdır, ya da dokunulamayacak olduğunu kabul edip daha bir heyecanla beklemeyi öğrenirsiniz onun size sunulacağı anın. Şımarık bir çocuk gibi sızlanır yüreğin sıcak bir el teması için ama geçmek bilmeyen saniyeler beklenmelidir, ruh beklemek ile terbiye edilmelidir.

İşte kış aşkları sabırla yoğrulduğu, kolay kolay ulaşılamadığı için daha kalıcıdır, daha derindir temelleri. Geçici tatillerin verdiği bronz tenin değil, size ait olan ve en kötü gününüzü gösteren gerçek ten renginizin aşkıdır o. Üşüyen burnunuzu boynuna gömdüğünüz sevdiğinizin kokusunun dayanılmazlığıdır o. Ellerinizi biraz olsun ısıtmak için çabalayan sevgi dolu adamın saf aşkıdır o.

Ama tabi bu bahsettiğim kışların adam gibi kış olduğu zamanlarda…
Kışınız ve aşkınız adam gibi olsun.
Bilgen, thesütlünuriye

30 Ocak 2008 Çarşamba

Yaşlanıyorum...

Keyifli bir şekilde kendimi yatağa atıp, ellerimi başımın altında bağlayarak, mutlulukla çarpan aşık yüreğimin sesiyle hayallere daldığım geceleri özledim. Ertesi gün işe gitmek için değil de, sevdiğimi rüyamda görebilirim ümidiyle gözlerimi erken umduğum geceleri.

Aklımdaki hesaplarda apartman aidatının, çocuk psikolojisinin, personel sorunlarının yerine; hafta sonu gidilecek konser için tek ayak üzerinde ne yalanlar uyduracağımın olduğu günleri özledim.

Belki sürekli bezgin ama en azından içimde hayatın bana daha sunmadıklarına dair hep bir umut taşıdığım, elime yakışan en güzel mücevherin tek taş değil de, sevdiğimin eli olduğu günleri özledim.

Evet itiraf ediyorum genç olmayı özledim. Beyoğlu’nda gezmeyi, Sahaflar’da kitap bakmayı, hafta sonlarında eve dönmeyi özledim.

Ama en çok içine para karışmamış hayallerimi özledim.

Bilgen, neden büyümesi gerektiğini anlayamayan, neredeyse otuzluk insan

12 Ocak 2008 Cumartesi

YANSIN TRUVA

Hayal edin; birlikte olduğunuz adam sizinle paylaştığı her günü bir şans kabul ediyor ve bu birlikteliğin tadını doyasıya çıkarıyor. Sizi her gün bir sürprizle şaşırtıyor. Günün pazartesi olması veya üç yüz elli ikinci gününüzün gelmesini bahaneler biliyor ve sizin ayaklarınızı yerden kesiyor.

Diyorum ya hayal edin…

Bu adam için sevgililer günü fırsat günüdür sizi mutlu etmek için. Biliyorsunuz ki o günün şerefine sizi büyük bir sürpriz bekliyor, heyecanlanıyorsunuz.

Şimdi gerçeğe dönelim.

Şimdi birlikte olduğunuz adamla birliktesiniz. Sevgili karşı cinsim daha şubat ayı bile gelmeden önce özel günlerin ne kadar ticarileştirildiğinden 3 kere bahsetti bile dost ortamında. Siz duymamazlıktan geldiniz.

Şubat ayının ilk haftasında ise üzerine basa basa sevgililer gününde çiçek fiyatlarının katlanmasının anlamsızlığından; insanın hayal gücünü körelten ticari kaygılı tüccarların oyunlarından 4 kere arkadaşlarınıza, 2 kere de reklâmları izlerken size söyledi. Ama siz kararlısınız, yılmayacaksınız. Siz de özellikle savaşların olduğu günümüzde, tüm dünyanın böyle bir sevgi gününde hemfikir olmasının ve o gün tüm dünyadaki insanların sevgilerinin gökyüzüne ulaşmasının ne kadar anlamlı olduğundan bahsederek, arkadaşın penaltılarını kurtarıyorsunuz.

Ee şimdi bu adamdan ne bekleyeceksin?

a) Sizin için yazılmış romantik bir şiir
b) Gül yaprakları ile kaplanmış jakuzide romantik anlar
c) Parfüm / mutfak robotu
d) Hiçbiri

Kesinlikle cevap D değildir. Eli boş gelirse dırdır yapacağınızdan veya surat asacağınızdan emindir. Bunlara katlanmak yerine para harcamayı göze alır.

Cevap C dir. Çünkü sizin kurtardığınız penaltılardan sonra, zavallının tek komutla çalışan beyni şu sinyali aldı “hediye al, kurtul”. Oysa siz ona “tüm dünyaya romantizm yağmuru sağanak şekilde yağarken, bu yağmurdan sadece bir damla” yani gözlerinizin içine bakılıp söylenecek gerçek bir “seni seviyorum” komutu yolladınız.

Şimdi o parfüm/mutfak robotu türü hediyeyi görüp surat astığınızda ise hiçbir şeyden memnun olmuyorsun olacak.

Ey güzel Allah’ım sevdiğinin hasretini mısralarında anlatan adamları sen yarattın,
Sevdiğine kavuşmak uğruna koca bir krallığı tehlikeye atan adamları da sen yarattın.
Madem bu türe bu incelikleri verebiliyorsun da, neden bizimkilerden saklıyorsun?

Umarım bu yıl sevgililer gününde, Allah, tüm erkeklerin kalbine Paris’in Helen’e olan aşkından düşürür de hepimizin uğruna bir Truva düşer.

9 Ocak 2008 Çarşamba

Keyifli Yıllar

Vay vay vay, bir yılı daha geride bırakıyoruz ha!??

2 çocuk…

3 haneli kilolar…

Ve 30 yaşıma basacağım bir yıl…

Ama bu sene kovaların yılı olacakmış. Çok şanslı olacakmışız, işlerimiz hep iyi gidecekmiş, mutluluktan uçacakmışız.

Göreceğim bakalım bu üç haneli kilo ile nereye uçacağım

Bu yeni gelen yılda inşallah Mars dı Plüton du ne açıya girecekse girer ve Allah hepimize acır da, keyifli bir yıl geçiririz.(Amin)

Eski patronumun dediği gibi, ki çok severim bu kalıbını,

prosperous and happy new year