9 Haziran 2013 Pazar

PİLAVDAN DÖNENİN KAŞIĞI KIRILSIN

İki gündür hasta olduğumdan üçlü koltukla aramda güzel bir uyum oluştu. O beni şefkatle sardı, bende onu asla bırakmayarak sadakatimi gösterdim. Tabi bu ikili aşkımızı yaşadığımız günlerde sosyalleşmek için biraz facebook gezisi yaptım.
Öyle boş boş dolanırken kendi profilime baktım. Eski albümlere, etiketlemelere, yorumlara…
Ne ilginçtir ki, bi kocam varmış, ayrılmışım.
Bir çocuğum varmış, iki olmuş.
Saçım sarıymış, kırmızı olmuş, sonra kahve olmuş, sonra kızıl olmuş. Uzamış, kısalmış, bukle bukle olmuş, düz olmuş.
Bir kuzen evlenmiş. Bir kuzen boşanmış, hatta başkası ile evlenmiş. Aileye yeni eklenenler, aileden ebediyen çıkanlar olmuş.
Şu resimde taktığım gözlüğün nerde olduğunu bile bilmiyorum ki ne çok para vermiştim.
Ya bu yüzük, aşkımızla beraber ölüme kadar parmağımda kalacak sanıyordum.
Resimlerde artık görüşmediğim, yorumlarda kim olduklarını hatırlayamadıklarım bile var.
Onu bırak, asistanmışım, patronun kızı olmuşum, kafe açmışım, iş sağlığı ve iş güvenliği hizmeti vermişim, bakıcı ayarlamışım, sigortacı, nefes koçu olmuşum.
Fiestam varmış, doblo olmuş. Sonra nemo olmuş. Audi esmiş geçmiş, Kia kalmış.
Zaman akmış, her şey değişmiş. Bir benim yeşil gözlerim sabit durmuş.
Herhalde buaralar gelecekle ilgili aklım biraz karıştı ki bu anları yaşadım ve bir kez daha anladım ki, hayat biz deneyimleyelim ve keyif alalım diye var. Bana her şeyi deneyimleterek beni kendimden özgürleştiren Yaradan’a binlerce şükürler olsun.
Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın.

Bilgen,themelek

30 Mayıs 2013 Perşembe

Göremediklerim

Çocuklarım olduğundan beri doğru düzgün televizyon seyredememekteyim.
Hani sizler dizilerden, dizi karakterlerinden bahsediyorsunuz ya, onlar benim için cidden yabancı insanlar. Hatta bana bazen dizilerle ilgili yorumumu sorduklarında, “ben dizi izlemiyorum” dediğimde, insanlar sanki dizi izleyenleri küçümsüyorum filan sanıp, kimisi “bende izlemiyorum da işte bi bu dizim var, bir Muhteşem Süleyman var, bir Yalan Dünya var, bir ….. var” diye savunuyorlar. Oysa ukalalıktan filan değil çocuklar yüzünden izleyemiyorum.
Son 6 senedir, benim akşamlarım Vinidi Puu, Pepe, Kalu, Vings, Süper Köpek, Taş Devri, Tom ve Jeri gibi 0-6 yaş dünyasının görselinde geçiyor. Düşünün akşam Vini di Puu da paylaşmak güzel şeydir temalı bir bölüm izlemişim, Ayı Vini Tavşanın küreğini almış, vermeyi unutmuş, piglet arabuluculuk yapıp küreği vermişler, tavşan kızdığı ve arkadaşını kırdığı için üzülmüş, en sonunda paylaşmak ile ilgili bir şarkı söyleyip bölüm bitmiş ve bende koltukta sızmışım. Bütün gece rüyamda Tigırı, Ayı Viniyi filan görmüşüm, sabah kalkıp işe gelmişim, gerçek dünyayı görmüşüm. Tabi beyin hemen toparlanamıyor, noldu kardeşliğe, paylaşmaya diye sorup duruyor, neden işten çıkmadan önce birbirmize sarılıp şarkılar söylemiyoruz acaba diye boş boş bakıyorum.
Hoş Allah’tan biraz büyüdüler de, biraz daha konulu çizgi filmlere geçtik ama geçtiğimiz yerde tabi gene hayal dünyası. Mesela kahramanların artık özel güçleri var ve kötülerle savaşıyoruz. Aklıma takılan ise, bu özel güçlü kahramanlar, kötüyle savaşıyor yarım saat, artık yenildi yenilecek, hoooop özel gücü devreye sokuyor, arkada bir müzik, önce kahraman acaip hareketler yapıyor, elbise değişiyor, aksesuar geliyor, bizimkinin bakışları bile değişiyor. Allah yarattı demiyor, iki hamlede yeniyor kötüyü. Benimkiler sevinç çığlıkları atıyor, bizimki yendi diye.
Sanki tüm çizgi film anlamlıymış gibi, bizimkinin bu anlamsız dövüşünü algılayamıyorum. Madem bu kötüyü dönüştüğünde iki hamlede yeniyorsun be yaratık, o zaman hemen dönüş, yen, bitsin. Nedir ki bu anlamsız çaba? Hayır gücün belli bi kullanım limiti mi var da illa son ana kadar bekliyorsun?
Yine Elif’le Ahmet pür dikkat Kunfu Fut’u seyrediyorlarken, bende bu kafamdaki çelişkiyi bizimkilere sordum.
-          Elif, madem bunların süper gücü var, neden son ana kadar bekliyor da, başta kullanıp işi bitirmiyorlar?
-          Anne, herşeyin bir olması gereken zamanı var, bunu göremiyor musun?
Cidden bunu göremiyor muyum?

Bilgen,themelek

8 Mayıs 2013 Çarşamba

Olduğu Kadar, Olmadı Kader


Belki farkındasınızdır, Pazar gecesi Hıdırellez’di.
Çocukluğumdan beri pek bir severim Hıdırellez’i.
Küçük şehirlerin, geniş mahallelerinde büyüdüğümüzden ve hepimiz birbirimize benzediğimizden, aynı şekilde kutlanırdı Hıdırellez mahallece yada sülalece.
İlla bir gül ağacı ya da gül fidanının altına niyetin ya kağıda çizilip ya da yazılıp gömülecek ya da küçük taşlardan niyetine benzer şekiller oluşturulacak. Sabah ezanı ile de evin tüm camları açılacak ki, Hızır Aleyhisselam evi ziyaret etsin.
Bu sene hiç içimden gelmiyordu, ne de olsa nefesim açık, tam ve bağlantılı. Yaradan zaten özümün istediği her şeyi veriyor, ne gerek var şimdi 2 kat aşağı in, göm, çık vs vs vs  ama Adapazarı’ndan birkaç telefon gelince eski dostlardan, hadi dedim, çocuklara eğlence olsun.
Elif’le Ahmet’i aldım karşıma, dedim ki “bu gece ne dilek dilersek Allah dileğimizi kabul eder. Haydi şimdi dileklerimizi yazalım ve toprağa gömelim”.
Elif yazmayı da yeni öğrendiğinden bir sürü şey yazdı kâğıda.
Ahmet ise önce dileğin ne demek olduğunu sordu.
Sonra bunun noel mi olduğunu sordu.
Hızır kim dedi.
Noel Baba ile Hızır Hz. Arkadaş mı diye sordu.
Benim artık sabrım taşınca da dileklerini söyledi; İNŞAAT OYUNCAĞI.(???!!!)
Yazdık ve gömdük ve nihayet uyuduk.
Pazartesi günü okuldan çıktık, eve geldik. Ahmet evde deli gibi aranıyor. Ne aranıyorsun evladım, dedim.
İnşaat Oyuncağımı, dedi. Dün diledim ya, gelecek işte bugün oyuncağım.
Dondum kaldım. İşte dedim kendi kendime, biz yıllarca dilek dileyip o ağacın altına gömdük ve bir yıl içinde olur diye bekledik. Oysa Ahmet’in limiti yok, engeli yok. Gece diledim, sabaha olmalı diyor, çünkü zaten adam saf öz ve ruhu Yaradan’la bağlantıda. Dileğinin gerçekleşmesini engelleyecek sebepleri sıralayıp da bu sebepleri yaratmıyor zihni.
Aslında Ahmet’in bir engeli var; o da inşaat oyuncağının ne olduğunu bilmeyen BEN L
Bilgen,themelek

7 Şubat 2013 Perşembe

KUTLAMALAR KUTLAMALAR


7 gün 7 gece süren kutlu doğum haftamın son gününe yaklaşıyoruz. Bu gece 12 itibari ile gerçek kutlamaları kabul edeceğim ve Cuma gecesi ise artık haftayı bitireceğim.
Yollanan şiirler için çok teşekkür ederim.
Yarın eğitimde olacağım, o yüzden kutlamaları mesaj veya mail yoluyla alabileceğim.
Bu sene maddi hediye istemiyorum, manevi hediyeler yapın; çağrımı duyup bana tablet almaktan vazgeçen annem, biraderim ve gelin hanım; dert değil, siz tablet alın. Kaç yıllık ailemsiniz sizi mi kıracağım, lafı olmaz, gönüller bir olsun J
Kapımda serenat yapmak isteyen bir gurup varsa da, bu gece yarısından sonra mutfak penceresinde müsait olurum, yarın yokum.
Birkaç ilden haber aldım, aş çadırları açılacakmış, çok sevindim.
Bazı dostlar bu sene Nobel ödüllerini benim için alacaklarmış.
Brad aradı. Bu sene Oscar’a aday gösterilmemiş ama Angelina ile konuşmuş, benim için bir çocuk daha evlat edineceklermiş. Ahh Brad ahh, çok biliyorsa kendi doğursun karın, dedim ama fitne fesatlık olmasın diye baskı yapmadım.
Daha neler neler var da, gündemi oyalamak istemiyorum bu doğumgünüm telaşıyla.
Sadece herşey için teşekkürler
Bilgen,narsist

19 Ocak 2013 Cumartesi

İyi ki Doğurmuşum


Yemeğe eşi dostu çağırmışsındır. Sabahtan beri de keyifli bir sofra olsun diye koşturmuşsundur. Dostlar gelir. Herkes sofraya kurulur. Yemekler yenir. Bakarsın ki herşey süper gidiyor, herkesin keyfi yerinde, sen de tatlını alır masanın bir ucuna oturur, yarım yamalak yakalığın sohbeti dinlemeye başlarsın. Tabi bütün gece hiç bu kadar uzun süre oturmadığın için omurgandaki sızıyı fark edersin. Ayaklarında ağrımıştır. Ama olsun, dostlar çoluk çocuk keyifli zaman geçirildi ya, biraz daha gömülürsün sandalyeye, ohhh işte gecenin en keyifli anı ve tuvaletten bir ses gelir;
-         - Annnnnnnneeeeeeeeee bittiiiiiiiiiiii!!!!!
Hiç üstüne alınmazsın. Ne çocuğu ya, senin çocuğun yok ki. Hem daha yaşın kaç? Bu da senin kendi evinde verdiğin bir yemek değil zaten, annenler tatile gittiler sende arkadaşlarını çağırdın.
O ses biraz daha yüksek tonda bir daha duyulur
-         - Annnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnneeeeeeeeeeeeeeeeeee biiiiiitttttttttttttttiiiiiiiiiiiiii!!!!!!

Ne bitti yaa ne bittiiiiii!!!!
O an biri gelse dese ki, “çocuğun götünü ben yıkarım ama 5000TL ni alırım” helali hoş olsun, al kardeşim.
-          -AAAAANNNNNNEEEEEEEEEEEEE!!!!!!
Gülümseyerek kalkarsın sofradan. Omurgandaki ağrı iyice batar, beden oturmak istiyor çünkü. Tuvalete doğru yol alırsın doğduğuna pişman, doğurduğuna pişman bir halde. Tuvalete girersin, klozette seni bekleyen bir yaratık vardır.
-        -  Anne, uzaylılar aslında uzayda yaşıyorlar, diye senin dünyanda olmayan bir muhabbete başlar.
Sen iki büklüm eğilerek taharet musluğuna ulaşmaya çalışırsın, o ise uzaylılarla ilgili tezi üzerine yorumlarını anlatır. Bu o kadar garip bir duygu ki, eğilmişsin iki büklüm birinin boklu kıçını yıkamak için o koca yorgun bedenini süreklemişsin, keyifli bir sohbeti kesmişsin ama o götü yıkadığın için mutlusun.
Teşekkür bile etmeden temizlenmiş yaratık tuvaletten çıkıp gidiyor. Sen tuvaletten salona doğru yorgun ve ağır bedeni sürüklerken içinden diyorsun ki “iyi ki doğurmuşum”

31 Aralık 2012 Pazartesi

Bugünü De Gördüükkk


Her sene yılın bitmesine birkaç gün kala falcıya gider, yeni gelecek yılın durum değerledirmesini alırım. Geçen sene kadın bana “süper bir yıl seni bekliyor” dediğinde, gözümde paraya para demiyeceğim, az çalışıp çok gezeceğim, gerçek aşkı bulacağım, 45 kilo vereceğim bir yıl olacak sanmıştım.
Bunların hiçbiri olmadı.
Ama süper bir yıl oldu.
Yılın ilk üç ayını kaderime ve bahtsızlığıma küfrederek geçirdim.
Sonraki 3 ayda aslında herşeyin benim içimde olduğunu, dışarda yaşadığım herşeyin benim yansımam olduğunu ve ben istediğim için bunca sıkıntının hayatımda olduğunu ve sadece nefes alarak herşeyi görebileceğimi kabul etmemeye çalışarak geçirdim.
Sonraki 3 ay ise, acaba bunlar gerçek olabilir mi, diye denemeye karar vermekle vermemek arasında geçti.
Ve son 3 ay ki gerçekten de bunların hepsini anladığım, özümsediğim, iliğime kadar yaşadığım bir 3 ay oldu.
Sanırım 34 yıllık hayatımda da yaşadığım en güzel 3 aydı. Olması gereken herşey oldu, gitmesi gereken gitti, kalması gereken kaldı. Ben kollarımı açtım ve sadece nefes alıyorum. Biliyorum ki aldığım her nefeste hayatıma güzellikler geliyor. Değişmesi gerekenler değişiyor. Ben de bunu büyük bir mutlulukla izliyorum.
Bu sene ki falda da 2013 mükemmel olacak dedi falcı ve o an dedim ki, demek ki hiç karanlık yerim kalmayacak.
Yaralarımızın iyileştiği,
İçimizin aydınlandığı,
Nefesimizin hep bağlantıda olduğu bir yıl olması dileğiyle
Bilgen,themelek

1 Ekim 2012 Pazartesi

TÜRKÜM, DOĞRUYUM, GURURLUYUM


Elifin okulundan bir kağıt göndermişler.
İtalya’nın bilmem ne kentinde “çocuk hakları” konulu bir resim yarışması yapılacakmış, öğrencimizin de katılımını istiyoruz vs vs vs
Ee bizim kız da pek sever doğduğu günden beri her yeri çiziktirmeyi, katılmak istedi.
Tabi önce Elif’e çocuk haklarının ne olduğunu anlatmak gerekti ki Türkiye Cumhuriyeti 1959 yılında bu bildirgeyi ilk kabul eden ülkeydi.
Bildirge diyor ki kısaca, din,dil,ırk ayrımı gözetmeksizin tüm dünya çocukları aynı haklara sahiptir. Bu haklar temel olarak, her çocuk doğduğunda bir adı olmalı ve bir ülkenin vatandaşı olmalıdır. Her çocuğun barınma, beslenme, tedavi ve eğitim hakkı vardır.
Elif’e bunları anlattım.
“O zaman ben bir anne, baba, çocuk çizeyim. Yanlarına Türk bayrağı yapayım. Yanlarına bir de Atatürk çizeyim” dedi Elif.
“Neden bayrak ve Atatürk çiziyorsun?” dedim
“Vatandaş olmalı dedin ya; vatan işte,  işte o yüzden” dedi
“ee kızım bayrak çiziyorsun, Atatürk resmine ne gerek var vatan demek için” dedim
“ANNE ŞAŞIRDIN MI SEN, ATATÜRK OLMADAN VATAN OLUR MU?”
Bilgen,gururlumelek