28 Aralık 2011 Çarşamba

çıngıl bels

Yeniyıl kararlarınızı aldınız mı?

Bu sene tövbe karar filan yok bende. Ne şu kiloya düşücem, ne şuraya gidicem, ne daha sakin olucam, ne o ne bu. Bu sene rüzgar nerden eserse öyle davranıcağım.

Bakalım Mevlam neyler, neylerse güzel eyler.

Umarım keyifli, sağlıklı, paralı ama lütfen huzurlu unutulmaz bir yıl olur.

Hepimize ama öncelikle de bana mutlu yıllar J

Bilgen,delisiolanhergünağlar

6 Aralık 2011 Salı

Ciddi Olamazsınız

Ne çok insan tanıdım.

Küçüktük, ortaokul sıralarında itişip kakıştık. Biraz büyüdük, kimimiz gitar çalmayı öğrendi MFÖ şarkılarına eşlik ettik. Bir kişilik oturtmaya çalıştık kendimize. Gelecek kaygısı duyduk. Anlaşılamadığımızı düşündük. Tüm dünyadan nefret ettik. ÖSS paniği yaşadık, ÖYS kapısında okunmuş pirincimizi, çikolatamızı paylaştık. Kapağı üniversiteye attık. Artık özgürdük ama küçük şehrin insanıyız biz, İstanbul’da bile hep aynı caddede yürüdük.

Birimiz saçını uzattı, biri sakalını. Önceleri yakantop oynadığım çocuklar adam oldu, sağ oldu, sol oldu, aşık oldu. Bizim belimiz inceldi, onların sesi kalınlaştı. Endişelerimiz daha bir arttı. Değişik arkadaşlarımız oldu başka başka. Büyüdüğümüzü seyrettik birbirimizin. Başka insanların elini tutuşumuzu seyrettik. Dağılışımızı seyrettik. “bundan adam olmaz, sapıttı iyice” dedik kimileri için. Özgürdük, ruhumuz özgürdü, yaşamaya açtık, toyduk. Birbirimizi sarhoş gördük, kusarken gördük, rezil olurken gördük. Sabahlara kadar bangır bangır müzik eşliğinde kendimizden geçtik.

Saklambaç oynadığımız adamlarla king oynar olduk, okeyde tek taşa kaldık. Bu düzenin kölesi olmama kararı aldık, çarkların altında ezilmeyecektik, bizlerin birilerinin yanında çalışması Türkiye için kayıp olurdu.

Sonra bi kısmımız askere gitti biran evvel sisteme katılmak için, bir kısmımız evlendi, bir kısmımız devam etti okumaya, bir kısmımız işe girdi. Sabah sekiz akşam beş çalışır oldu. Maaşı denkleştirme sıkıntısı başladı yada artan maaşla b tipi likit fon alma derdi. Sohbetler hiç bitmedi, sadece içeriği değişti. Eskiden hocalardan yeni açılan barlardan bahsederken, artık yeni oluşturulan projeden yada şirketlerin yatırım kararlarından bahseder olduk. Yazları birbirimizin düğününde ne takacağımız telaşı başladı.

Sonra çocuklarımız oldu, kredi borçlarımız oldu, yatırım hesaplarımız oldu.

Eskiden Taksim’in ortasında bağıra bağıra şarkı söylediğim adamlar şimdiki gençlikle ilgili ahkam kesiyorlar. Haydi bu haftasonu kopalım dediğimizde hepimizin ortak görüşü sohbet edip, iki kadeh içeceğimiz müziğin kısık olduğu mekanlar oluyor.

Ey benim saklambaç oynadığım, MFÖ ile ağladığım, finallere çalışmak yerine okeye döndüğüm arkadaşlarım, büyüdük mü biz? Peki diyelim biz büyüdük, peki benim içimdeki bu 19 yaşındaki kız neden hala büyümüyor? Neden hala kendimi babasının küçük kızı sanıyorum? Saat dokuz buçukta yatırdığım çocuklarıma kola, şeker, cips vermemek için katı kurallar koyan bir anneyken, neden yorulduğumda hala babamın omzunda uyumak istiyorum?

Biz büyüdük mü cidden?

Bilgen,thebigboss

4 Kasım 2011 Cuma

BANA HER GÜN BAYRAM

Ne kadar büyümüş olursam olayım, ne kadar içimde bayram coşkusu olmazsa olmasın, Kurban Bayramı deyince damağımda sıcacık ekmek arasında duran yumuşacık kavurmanın tadı beliriyor, ne yapayım.

İşte bunlarda çocukluğumuzdan kalma güzel zamanların damağımızda bıraktığı leziz anılar.

Kalabalık bayram günlerinin çocuklarıyız biz.

Ya önceden bizi doyurur ya da bize mutfağa masa açardı annelerimiz.

El öpmeyi bilen, bayramlıklarının kirleten, kirlettiği için dayak yiyen çocuklarız biz.

Hayvan haklarını bilmezdik ama hayvana da eziyet etmezdik. Kurban Bayramı barbarlıktır, diyen yabancı basını okuyacak dil bilgimiz yoktu ama fakirin fukaranın et yemesi için bahçedeki kınalı koyunun kendini feda ettiğini bilirdik. Belki çok hassas çocuklar değildik ya da çok mantıklı çocuklardık çünkü doğanın bu dengesini anlardık.

Şuan bile, ekmek arası kavurmayı yedikten sonra baklavaya geçmenin, sonrada ağırlık bastı deyip, yarım saat kestirmenin hayalindeyim.

Kim neye inanır,kim ne düşünür bilmem ama bol kavurmalı, gığır gığır baklavalı sevdiklerinizin yanında olduğu mutlu bir bayram diliyorum.

Bilgen,çokkiloaldım

Not: Yola çıkanlar dikkatli olun. Tek parça gidip tek parça gelin. (SİGORTALARINIZI YAPTIRMAYI İHMAL ETMEYİN)

24 Ekim 2011 Pazartesi

...

Yurtdışındaydım.

Altı üstü bir hafta yoktum memlekette.

Yemin etmiştim ne telefon kullanacağım, ne internete bakacağım diye. Sadece bebelerimi aradım. Hepsi bu.

Altı üstü bi hafta ya.

Bir geldim,

26 şehit

Van’da deprem

Hamiyet Teyzem vefat etmiş

Benzine zam

Doğalgaza zam

Elektriğe zam

Alkole zam

Altı üstü bir hafta ya.

Ben böyle mi bıraktım size memleketi? Böyle mi emanete sahip çıktınız? Demek bir aylığına filan gitsem memleketi bulamayacağım yerinde. Ben hiçbiyere gidemeyecek miyim dostlarım sahip çıkar memlekete diye?

Çok kırgınım size çok.

Bir hafta yaaa, altı üstü bir hafta.

Bilgen,çokkırgın

30 Eylül 2011 Cuma

Yağ Yağ Yağmur

Ne kadar dinç kalkarsan kalk, hava böyle puslu olduğunda insanın üstünde bir ağırlık oluyor. Yataktan kalkmayı bırak, daha bir gömülesi geliyor insanın o sıcak yatağa. Yorganın altından kafanı hiç çıkarmadan, yarı uykulu, yağmurun sesini dinlemek istiyor insan. O gün ne yapacaksa kaytarmak istiyor. Depresyonda olmak istiyor. Depresyonda kalmak istiyor.

Ya da ne bileyim sıcak bir kupa çay olsa, soğumuş ellerin o sıcak kupayı tutup ısınırken, sen de camdan yağan yağmuru ve kaçışan insanları seyretsen. Hiç evden çıkman gerekmese. Yün çorapların ve uzun kollu pijamalarını hiç çıkarmadan üstünden kendini bir o koltuğa bir bu koltuğa atsan. Evde yemek olmasına rağmen dışarıdan pizza söylesen. Bol karbonhidratlı, pijamalı, boş bir gün olsa.

Çalışmasak böyle günlerde, uyusak.

Hadi bakalım hadi, bu kadar hayal yeter. Şimdi koca bir fincan kahve ile ayılmanın, işe gitmek zorunda olduğumuzun farkına varmanın ve çalışmak ibadettir diye düşünüp mübarek cumaya bol sevapla girmenin vaktidir.

Havalarda soğumaya başladı artık. Bu hafta sonu yazlık-kışlık yapmanın vaktidir. Artık menülere çorba eklemenin, yemek sonrası illa hafif de olsa bir tatlı yemenin zamanı geldi.

Çorba deyince, daha önce bahsettiğim ablamızı hatırlar mısınız, tarhana yapıyordu ev geçindirmek için? Dün pişirdim yine, tarhanası süper olmuş bu sene. Temiz, lezzetli ev tarhanası. Eğer almak isterseniz bana yazmanız yeterli, hemen gönderir. Reçelde yapmış ve taze fındıkta varmış. Ev makarnası da yapacakmış isteyeniniz olur mu? Ben geçen seneki makarnasına bayılmıştım, Ahmet de sağ olsun büyük bir azimle bütün stoklarımızı yoğurtlu yoğurtlu yedi.

Soframız bereketli,

Cebimiz paralı,

İçimiz huzurlu,

Sağlıklı, güzel bir kış olsun inşallah.

Hayırlı cumalar,

Bilgen,uyumakistiyorum

9 Eylül 2011 Cuma

Dersini Almış da Ediyor Ezber

Zaman ne çabuk geçiyor.

Üç aylardı, ramazandı, bayramdı derken şimdi de okullar açılacak. Neşeli bir telaş, bütçede koca bir delik, gözleri ışıl ışıl parlayan bebeler. Ama kırtasiye malzemeleri yok mu, çıldırtıyor beni. Kullanacağımı bilsem hepsinden beşer onar alacağım.

Ama alamayanlar da var.

Hatta cicili bicili kırtasiye yaşını geçmiş, artık üniversiteli olmuş ama imkanların yetmediği, dershaneye bile gitmeden üniversiteyi kazanmış, okul birincisi olarak ailelerini gururlandırmış çocuklar var. Kimi aile servetini döker okusun diye, çocuk bir adım gitmez, kimi aile var okutamayacak üniversiteyi kazanamasın diye dua eder. Zaten kim demiş ki dünya adil diye!

İşte bu yüzden sevgili dostlarım, eğer okumaya çalışan öğrencilere bi lokma katkım olsun derseniz hesap numaram aşağıda. Şuan yardım bekleyen 3 adet üniversite öğrencisi ile 2 tane lise öğrencisi var.

Eee ne demişler, ne verirsen elinde o gelir seninle

Hayırlı cumalar

Bilgen,çoksıkıldım

Bilgen Uçar Yapı Kredi Bankası, Ford Otosan Şb 24587052 hesap no

25 Ağustos 2011 Perşembe

Süper Anne, Brad, Tropik Ada

İnsanlar kendi başaramadıklarını, başkaları başardığında, takdir etmek yerine ya bahane bulurlar ya da kötülerler.

Sabırlı, çabuk sinirlenmeyen ve dediğini yaptırabilen bir anne olduğum için, etrafımdakiler beni takdir etmek yerine sürekli başka cümleler sarf edip duruyorlar. Onlardan takdir filan beklediğim olmadığından, şimdi hepinize SÜPER anne nasıl olduğumun sırrını örnek ile açıklayacağım.

İşten gelmişsiniz. Ayaklarınız şişmiş, beliniz ağrıyor, başınız çatlamak üzere. Tek istediğiniz 5 dakika hiç ses duymadan, ışık görmeden yatmak. Sadece 5 dakika.

İçeri sessizce girip, kimse beni fark etmeden yatak odasına süzülebilir miyim diye ayak ucunda sessizce yürürken, arkanızda duyduğunuz bir ses ile irkiliyorsunuz; “anne, napıyorrrrrsun?”

İşte düşmana yakalandınız. Artık kaçış yok, direnmeğe gerek yok. Teslim olmak kesinlikle en acısız yöntem. Teslim olmanın en başarılı yolu sevgi gösterisidir.

- Çok özledim sizi tatlım da odalarda sizi arıyordum. Demek buradasın ve benden saklanıyorsun ha, gel buraya bakayım, bi kocaman sarıl bana.

Bu sarılma sonrasında sevgiye susamış diğer evladınızda sizi fark eder ve artık kaçışınız yoktur.

“tepemden inmiyorlar” lafı mecazi bir laf değildir. Tamamen gerçek, fiziksel bir ızdırabı anlatan bir cümledir. Saçınız acır, omzunuz acır, beliniz acır. Sinirleriniz yavaş yavaş gerilmeye başlar. Artık hareketleriniz gerginleşmeye, sevgi içeriğini kaybetmeye başlamıştır.

- Kurabiye yapalım mı annecim? Önerisi tepenizden inecekleri düşünüldüğünde çok cazip gelir. Hoş gözünüzde hep, çocukların halıda sessizce oynadığı, sizinde kanepede oturup tv seyrettiğiniz, o dergi reklamı sahnesi vardır. (Kanepe ne renk canlanıyor gözünüzde?)

Mutfağa geçersiniz. Artık ayaklarınız üzerine basılamayacak haldedir. Beliniz ise, bir bezi bile kaldıramayacak kadar ağrıyordur. Başınızın içinde oluşan fırtınalardan bahsetmiyorum bile.

Büyük kabı tezgaha koyarsınız, içine çocuklardan kurtararak biraz un, yağ, yumurta kırarsınız. Tabi o sırada kızınız yumurtayı ben kırıcam diye çekiştirdiğinden yumurtanın yarısını dışarı kırarsınız. Ama olsun, evladınız o sizin. Kurabiye yumuşak olsun diye bir kaşık yoğurdu bir türlü koyamazsınız koca kaba, çünkü oğlunuz ben koyucam diye elinizi kendine çekerken, kızınız da elinizi diğer yana çektiğinden yoğurt dökülmüştür tezgaha. Ama ne önemi var evlatlarınız onlar. Yaratıcı ruhları gelişmekte, el becerileri gelişmekte, kendilerine güvenleri artmakta, anneleri ile paylaşım içinde olduklarından aranızdaki bağ güçlenmekte. Peki her şey bu kadar olumluysa şu boynunuzda sertleşen kas neyin nesi? Peki bu başınıza birden giren ve diğerlerini bastıran ağrı ne? Peki neden dişlerinizi sıkıyorsunuz?

Dört tane el, cıvık hamurdan kurabiye hamuru yapmaya çalışırken, arada bir dikkatleri dağılıp cıvık cıvık ellerini üstüne çıktıkları sandalyeye sürmelerine aldırış etmemeye çalışıyorsun. Ama boynun artık iyice sertleşiyor, nefes alışların zorlaşıyor. İşte o sırada, şuan bile hangisi olduğunu hatırlayamadığım evlatlarımdan biri unu alıp, hamura ek yapmak istiyor, diğeri ise kendi tarafına çekiştiriyor. Sen donup kalıyorsun ve o beyaz toz bulutunu görmeden önce ağzından

- evladım, yapmayın gibi senin bile duyamadığın bir cümle çıkıyor ve sonra her yer bembeyaz.

İşte bu andan sonra birçok anne sinir krizi geçiriyor haklı olarak. Bense sakinliğimi koruyabiliyorum. Şimdide size sakinliğimi nasıl koruduğumu açıklıyorum.

Her yer bembeyaz olduğunda, bende ekran birden kararıyor. Birden tropik bir adada buluyorum kendimi. 50 kilodayım, bronz tenliyim, saçlarım dalga dalga belime kadar(belimde nasıl ince), pembe iri dudaklarım, şimdi ki yeşil gözlerim var. Sol elimde kocaman bir tektaş var. Beyaz kumlardan, ışıl ışıl parlayan denize doğru bakıyorum. Denizden bir adam çıkıyor. Bana doğru ilerliyor. Güneş ışıltıları kaybolduğunda bu adamı bir yerden çıkaracağım ama nerden Yarabbi, bizim sokakta mı çalışıyor acaba, yoksa Dolphine’de filan mı gördüm? Adam yanıma geliyor iyice,

- Tatlım, neden denize gelmiyorsun, diyor

- Brad, diyebiliyorum sadece, Brad Pitt

- Noldu tatlım, diyor, yüzün bembeyaz olmuş, bir şey mi oldu?

- Evet, diyorum.

Sımsıkı sarılıyor bana,

- Her ne olduysa tatlım, ben yanındayım ve birlikte çözemeyeceğimiz bir sorun yok, diyor. Anlat bakalım ne oldu, çocuklara mı bir şey oldu?

Brad çocuklarımdan bahsettiği an, yeniden mutfağıma dönüyorum. Brad’le tropik bir adada kurduğum hayalimin bile içine girebildiklerine göre demek ki bu iki küçük canavarı çok seviyorum ben ve demek ki Brad’le tropik bir adada bir hayat yaşayacakken, Allah bana iki küçük çocukla İzmit’te bir hayat verdiğine göre demek ki bu daha hayırlı diyorum.

Kendime yeniden geldiğimde, mutfak beyaz, çocuklar korku dolu gözlerle bana bakıyor oluyorlar.

- evet çocuklar, şimdi yaptığınız işi bırakın ve ellerinizi yıkayıp odanıza çıkın. Annenizi dinlemediğiniz için etrafı mahvettiniz ve benim şimdi mutfağı toplamam lazım. Oysa söz dinleseydiniz, hala birlikte kurabiye yapıyor olacaktık. Oysa şimdi ben temizlik yapacağım sizde odanızda ben olmadan oturacaksınız. Birlikte zaman geçiremeyeceğiz. Keşke böyle olmasaydı, diyorum.

İkisi de ağlamaya başlıyor, özür diliyorlar ve mutfaktan çıkıyorlar. Sense bir yandan mutfağı temizleyip bir yandan da tropik adayı düşlüyorsun ve aklına takılıyor, acaba Ahmet Brad’in beyaz keten gömleğine vişne suyu dökse Brad napar?

Bilgen,çocuklarımolmadanasla