3 Haziran 2011 Cuma

Bağımlıyım, Bağımlısın, Bağımlı

Bazı şeyler hastalıktır, bağımlılıktır, vazgeçilemez.

Vazgeçmek için enikonu tedavi olman lazım. Önce fizyolojik etkilerini sıfırlayıp ardından psikolojik destek alman gerekir. Bir şahsın karşısına geçip, vazgeçilmezine karşı ne kadar zayıf olduğunu anlatman, belki biraz ağlaman ve sanki karşındaki şahıs iki laf edecek ve bu bağımlılık bitecekmişcesine ona umutla bakman gerekir.

Yada yenildiğini kabul edip, sana verdiği bütün zararlara rağmen, esiri olmaya devam etmen gerekir.

Ben denedim.

Hipnoza bile gittim vazgeçmek için.

Ama her bağımlılık tedavisinde olduğu gibi, yanlışlıkla bile olsa birazcık denediğinde başa dönersin ya, başa döndüm.

Aslında biraz direndim. Ama olmadı işte.

Kendime geldiğimde bir elimde kaşık, diğer elimde Nutella kavanozu ve damağımda Nutella’nın beni bulutların üzerine çıkaran dayanılmaz çikolata tadı vardı.

Merhaba, benim adım Bilgen. Ben bir Nutella bağımlısıyım.

Hayırlı cumalar,

Bilgen,seviyorumkahretsin

31 Mayıs 2011 Salı

Hadi Artık

31 Mayıs.
Ilık rüzgâr, sıcaktan bunalan bizleri azıcık olsun rahatlatmalı değil mi?
Erken rezervasyon yaptıranlar keyifli günün gelmesini beklerken, daha yaptırmamış olanlar da ise tatil için bir yerlere bakınma gereksinimi duymalı, değil mi?
Üstümüze bir şey almadan balkonda oturabilmeli akşamları, değil mi?
Apartmanlardan yükselen buram buram kızartma kokusu da olmasa ne mayısı bitirdiğimize inanacağım ne de yazın geldiğine. Kemiklerim ısınmadı ki daha da önüme konan mis gibi kızartmanın üzerine yoğurdu döküp yeme isteği duymuyorum. Hatta patlıcanın, kabağın, biberin zamanı gelmedi de turfandaymış gibi hissettiğimden, ağzımda dağılan sebzenin, yoğurdun ve domates sosunun tadını alamıyorum.
Offf,hadi artık havalar ısınsın, canım doya doya kızartma yemek, karpuz peynir ikilisinden keyif almak ve tatil için heveslenmek istiyorum.
Bilgen,hadiartık

25 Mayıs 2011 Çarşamba

Küçük Kırmızı Araba

Sabahın kör bir saatiydi ki, ben gözümü açmaya çalışmama rağmen bir türlü göremiyordum.
“Küçük arabam nerde?” dedi uzaklardan bir ses.
Bana göre ses o kadar uzaktan geliyordu ki cevap vermek bile anlamsızdı.
“Benim küçük kırmızı arabam nerde?” diyerek yakınlaştı ses.
Tek gözümü açtım. Yatakta yanımda oturmuş, sanki sabahın erken bir saati değil de günün ortasındaymışcasına çakmak çakmak olmuş gözleriyle, bu önemli sorunun cevabını bekliyordu benden.
Saate baktım 06:15.
Nasıl bir insan sabahın altısında küçük kırmızı arabasını arar ki?
“Ne arabasından bahsediyorsun Ahmet?” dedim ve Ahmet arabasının teknik özelliklerini anlatmaya başladı.
“Hani tekerlekleri var ya annnnnneee, kırmızı rengi, küçük arabam”
Dünyadaki bütün kırmızı arabalar onun olabilirdi o an, ben sadece uyumak istiyordum. Ama yataktan kalktım, elini tuttum, odasına gittim ve oyuncakların içinde kırmızı arabayı aradım. Beynim rolantide, nefes alışlarım uyku modunda, hareketlerim yavaş ve nihayet sarı sepetin en dibinde arabasını bulduğumuzda Ahmet’in yüzündeki sevinç anlatılamaz.
Nerdeyse her sabah yaşadığımız bu oyuncak arayışımızı neden anlattım?
a) Bana acıyın diye
b) Halimi görüp çocuğu olmayanlar çocuk yapmasınlar diye
c) Bir yardım kampanyasından bahsedicem, öncelikle çocuk için oyuncağın önemini anlayın diye
d) Hepsi
Bir gurup deniz tutkunu arkadaş lösemili çocuklar için oyuncak kampanyası başlattılar. Kampanya aslında 19 Mayısta başladı ama ben dünyalık işlerden kendimi kurtarıp sizlere bilgi maili atana kadar ayın kaçı oldu. Kampanya 19 Hazirana kadar sürecek.
İzmit bölgesi için oyuncakların toplanma adresi Güven Polikliniği yani babamın dükkanı. (Leyla Atakan Caddesi 8/a İzmit/Kocaeli – Trafik şubenin çaprazı)
Diğer illerdeki arkadaşlar içinde ekte diğer merkezlerin irtibat adresleri var.
Kampanya çok güzel, organizasyon yapan arkadaşlar çok çalışkan, bizlerinde katılımı ile süper sonuçlar çıkacak diye düşünüyorum.
Hadi bakalım, evinizde kullanılabilir oyuncağı olanlar onları getirsin, yoksa kalkıp 2-3 kuruş harcayıp oyuncak alın da bir katkıda bulunun.
Bilgen,neverirsenelinleogelirseninle

29 Nisan 2011 Cuma

Gitmek yada Gitmemek

Bir “gitmeli buralardan” melodisi var dilimde buaralar.
Gelemeyen bahardan mı, yoksa artık içinde bulunduğum hayattan sıkıldığımdan mı bilmem ama bir gidesim var anlatamam.
Çoluğu çocuğu toplayıp, deniz kenarında bir yerlere yerleşsem diyorum. Hani canım sıkıldığında denize girebileceğim bir sahil kasabası. Akşamüstleri balık ve yosun kokan, çocukları sokağa saldığımda acaba kaçırılacaklar mı diye düşünmeyeceğim bir yerlere. Mümkünse rüzgarında huzur esen, güneşi mutlulukla doğan bir yerlere gidesim var.
Öğlenleri salıncakta sallanırken, soğuk kolamla birlikte kitap okuyacağım; çocuklarımı bilgisayardan önce taşla toprakla tanıştıracağım bir yerler. Yeşili yeşil, insanı insan, rakısı buzlu bir yerler.
Ve gidememek…
Hayal etmek ama gidememek.
Ve hiçbir zaman gidemeyeceğini bilmek.
Neyse bozmayayım moralimi, olmazsa haftaya birkaç günlüğüne bir yerlere kaçarım, avunur yüreğim.
Ama çok gidesim var.
Bilgen,seyyaholdumşualemigezerim

23 Şubat 2011 Çarşamba

Ben de Kimim?

Gerçekleşen olaylar karşısında verdiğim tepkilerden sonra insanların çıkıp da bana “Benim tanıdığım Bilgen böyle yapmazdı” demeleri beni çok şaşırtıyor. Ben ki 33 senedir kendimle beraberim, buna rağmen kendimi daha yeni yeni tanıyorken insanlar nasıl oluyor da beni benden çok daha iyi tanıyor ve hakkımda hüküm verebiliyorlar.

Karakterimde var olan veya aile gelenekleriyle empoze edilerek edinilmiş temel bazı özelliklerim var elbette ki bunlarla gurur duyarım ama bu temel özelliklerim dışında zamanla değişen de birçok fikrim var.

Tanıdığım yaşlı bir bayan, yirmili yaşlarımın başında takındığım katı tutuma bakarak bana, “bu yaşlarda bu kadar sert kararlar alman çok normal. Ama zaman senin sivri köşelerini hep törpüleyecek ve yaşlandığında bir pamuk topu olacaksın” demişti.

Zaman birçok tabumuzu yıkmak için ağır toplarını kullanıyor ama yıkamadığı daha çok duvarım var. Buna rağmen bile öğrettikleri benim duvarlarımı yıkmasa bile alçaltmama sebep olduğu aşikar değil mi?

En basiti artık insanları yargılamıyorum, benim gibi düşünmedikleri için öfkelenmiyorum, tercihlere hatta tercihleri yüzünden bana verdikleri acılara saygı duyuyorum. Empati yapmayı öğrendim artık. Olayların sadece bir açısı olmadığını, içinde kötülük beslese bile herkesin kendi açısından haklı olduğunu öğrendim. Hazmetmeyi öğrendim. Boşver demeyi öğrendim. Bir pire için yorgan yakmamayı, sinirlendiğimde gidip ağızlarını burunlarını kırmamayı öğrendim.

Ben ne yaparsam yapayım dünya dönüyor ve bende bu dönekliklerin içinde benim için yazılmış olan rolü oynuyorum. Hepsi bu.

Bilgen,haladimdikayakta

25 Ocak 2011 Salı

Yaşlanıyorum

Şaka maka 2 hafta kaldı.

Bu haftayı da atlatırım da, öbür hafta epey sıkıntılı olur benim için. İçim daralır, oflarım, kabullenemem bir yılın daha hayatımdan gidiyor olduğunu ama sonra o gün gelir.

Sabah hüzünle kalkarım yataktan. Sürünerek işe giderim. Kimseye selam sabah vermem. Kabullenemem yeni yaşımı. Sabah kahvemi içerim. O sırada günün ilk çiçeği gelir. Yüzüm biraz güler. Sonra facebooktan tebrikleri okurum. “İyi bari, öldüğümüzde cenazemiz kalabalık olacak” diye düşünürüm.

Sonra ikinci çiçek gelir. Keyfim biraz daha düzelir. Dostlar da aramaya başladığında iyicene keyiflenirim. Ohhh, derim iyi ki doğdum.
Ardından Nil Karaibrahimgil’in “İyi ki doğdum” şarkısını açarım. Bir enerji dolar içime.

İyi ki doğdum
Ne güzel bir kadın oldum
Erkekler hep peşimde
Ama aklım işimde
Sınırı zorluyorum

Artık akşama da nerde nasıl kutlarız bilmem.

Vay be, 14 gün kaldı.

Bilgen,yaşlanıyorum

22 Ocak 2011 Cumartesi

Büyüdüm

Yapmam gerekenler listesi var kafamda. Her sabah yenileniyor, yapılamayanlar duruyor üstüne yenileri ekleniyor. Ama liste hiç bitmiyor. Başını kopardığınız ejderha artık öldü derken birden boynundan iki adet baş çıkması gibi, listedekileri tamamladıkça yerine başkaları geliyor.
Bazı şıkları hiç bitiremiyorum. Uzadıkça uzuyor, sıkıntısı büyüdükçe büyüyor. Daralıyorum. Bazen bu liste hiç bitmeyecekmiş gibi geliyor ya da bittiğinde acaba hayat mı bitecek?
Sanırım zorluklarla savaşabilen bir yapıp yok ki benim, listem uzadığı zaman kaçıp gidesim geliyor. Küçük bir sahil kasabasına yerleşip, bahçeden ektiklerimle geçinmek, akşamları çayım çekirdeğim ile televizyon karşısına geçip asla yaşayamayacağım hayatları anlatan dizileri seyretmek istiyorum.
Sahil kasabası özlemi duymaya başlamışsam eğer büyümüşümdür di mi?
Büyümek istemiyorum ki…
Bilgen,dana